Hava Durumu
- Haberler ve Duyurular
Yönetim Kurulumuz Osman Baydemir i Ziyaret Etti.
Yönetim Kurulumuz Büyükşehir
Belediye Başkanı Osman BAYDEMİR’i
Makamında Ziyaret etti.
Yapılan Görüşmede Kentteki Yapı Stokunun
Depreme Dayanıklılığının Önemi Konuşuldu.
Heyetimizi Karanfillerle Karşılayan Sayın Osman BAYDEMİR
Yerel Yönetimlerle Meslek Odalarının Ortak
Çalışmalarıyla Hızla Kentleşmeye Devam
Eden Dİyarbakır da Toplumun Bilinçlenmesi İçin Gereken
Çalışmaların Sürdürülmesi Gerektiğini İfade Etti.



Son Güncelleme: Çarşamba, 09 Mayıs 2012 06:55 Diyarbakır 1 Mayıs Kutlamaları fotoğrafları






Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Mayıs 2012 07:24 Batman Temsilciliğine Ziyaret
Batman temciliğimize yapılan ziyarette:
Batmandaki üyelerimizin talepleri değerlendirilerek yeni
dönemde yapılacak mesleki etkinlikler ve sosyal aktiviteler için görüşler alındı.
Şube Başkanımız "Turan KAPAN": Üyelerimizin talepleri ve
destekleriyle daha güçlü daha örgütlü bir imo olmayı hedeflediklerini ifade etti

Son Güncelleme: Salı, 17 Nisan 2012 08:05 Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne Ziyaret
Üyelerimiz Kurumlarında Ziyaret edilerek 20.Dönem Çalışma Programı Oluşturulurken Görüş ve Önerileri alındı.Yeni Dönemde Yapılacak Teknik ve Sosyal Etkinlikler İçin Üyelerimizin Talepleri Doğrultusunda Program Oluşturuldu.



Son Güncelleme: Çarşamba, 04 Nisan 2012 08:18 İmo Diyarbakır Yönetiminden Kurum Ziyaretleri Fotoğrafları








Son Güncelleme: Çarşamba, 28 Mart 2012 09:55 Tmmob Demokrasi Kurultayı Sonuç Bildirgesi
TMMOB Demokrasi Kurultayı 2012 Sonuç Bildirisi
İlki Mayıs 1998‘de toplanan TMMOB Demokrasi Kurultayı‘nın ikincisi 17 Mart 2012 tarihinde Ankara‘da başarıyla gerçekleştirilmiştir. TMMOB İKK‘larının örgütlediği ve bağlı odaların şubelerinin etkinlik alanlarındaki üyelerinin, 20 kentte 2.244 delegenin katılımıyla düzenlenen yerel kurultaylardan gelen temel başlıkların değerlendirildiği merkezi kurultaya yaklaşık 500 delege katılmıştır.
Demokrasi Kurultayı çalışmalarında dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu siyasi durum, demokrasi, insan hakları, kadın hakları, Kürt sorunu, ekonomi, çalışma yaşamı, işçi sağlığı ve iş güvenliği, bilim ve teknoloji, sanayi, maden, enerji, tarım, gıda, ulaşım, kentleşme, yerel yönetimler, eğitim, deprem ve yapı gibi konular demokrasi ile ilişkisi içinde geniş bir şekilde ele alınmış ve tartışılmıştır.
Kurultayda yapılan tartışmalardan hareketle aşağıdaki sonuç bildirisi TMMOB örgütleri ve kamuoyunun dikkatine sunulmaktadır.
Kurultay mühendis ve mimarların bilimi ve tekniği halkın hizmetine sunabilecekleri, insanların sömürülmeden, eşit ve özgür yaşayacakları bir düzen hedefini vurgulamış, burjuva demokrasisinin sınırlarının çalışanlar lehine genişletilmesini tartışmış, konuyu sınıflararası ilişkiler temelinde ele almış ve sorunların çözümünde emek-sermaye çelişkisinin göz önünde bulundurulması zorunluluğunu anımsatmıştır.
TMMOB, demokrasiyi "halkın kendi siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel sistemlerini belirlemek için iradesinin özgürce ifadesine, kendi yaşamlarının tüm yönlerine tam katılımına dayanan, temelinde insana saygı ve hukukun üstünlüğü olan bir yapı olduğu" şeklinde tanımlamakta ve sınıflar arası ilişkiler temelinde ele alınması gerekliliğini savunmaktadır. Demokrasi aynı zamanda, barış, düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü, vb. gibi temel ve güncel kavramlar ile birlikte, yaratılan değerlerin bölüşümüyle ve bu bölüşümü belirleyen siyasi yapıyla iç içe bir kavramdır ve bağımsızlık ile insan haklarıyla bir bütündür.
Ülkemizde ve dünyada 1998 yılından bu yana demokrasi ve temel haklar açısından daha da geriye gidilmiş; yeni liberal politikaların uygulanması ile sermaye sınıflarının sınırsız tahakkümünü pekişmiş, emekçi sınıfların kazanılmış hakları gasp edilmiş, emperyalizmin silahlı örgütü olan NATO‘nun güdümünde uluslararası hukuk kuralları dahi ihlal edilmiştir.
Ülkemizde AKP-Cemaat Koalisyonu iktidarı ile daha da hızlanan ve yaygınlaşan düzenleme ve uygulamalarla toplumun sindirilmesi için her türlü araç kullanılarak esnek istihdam koşulları genişletilmiş, işsizlik, sömürü ve yoksulluğu arttırarak yandaş sermayenin yaratılması amacıyla rant ve talan ekonomisi uygulaması hızlanmış, emekçi sınıfların hak arama mücadelesi her türlü şiddet ve tutuklamalarla ve yargının da kontrol altına alınmasıyla, demokratik örgütlenme girişimleri engellenmiştir.
12 Eylül faşizmi sonrasında başlayıp günümüzde artarak sürmekte olan sınıfsal, toplumsal, kitlesel örgütlenmeler ve etkinlik alanları daraltılması çabasının doğal sonucu olarak; siyasal örgütlenmeler ve meslek örgütlerinin işlevsizleştirilmesi ve faaliyetlerinin engellenmesi amaçlı düzenlemelerle toplumsal muhalefetin susturulması hedeflenmektedir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek elde toplanarak halkın yaşamıyla ilgili yasalar anti demokratik bir içerikle belirlenmektedir. 1980 sonrası gerçekleşen neoliberal dönüşüm ile başlayan taşeronlaştırma ve özelleştirmeler ile eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, altyapı, tarım alanları, ormanlar, sular, kentsel alanlar, yerel hizmetler, haberleşme, ulaştırma, enerji, madenler ve mühendislik hizmetleri dahil hemen her alan uluslararası sermaye ile bütünleşmiş yandaş sermayenin egemenliğindeki piyasa işleyişine ve talana açılmıştır. Son olarak genel sağlık sigortası ile yoksul ve dar gelirli halkın sağlık hakkı elinden alınmış, sağlık alanı tamamen güvencesizleştirilmiş ve piyasa koşullarına terk edilmiştir.
Ülkemiz emperyalist güçlerin açık bir sömürü alanı haline gelmiştir. AKP-Cemaat Koalisyonu gericiliği/faşizmi bu zincir içindeki politikalarla kalkınma planlamasına son vermiş, sermaye vesayeti/egemenliği düzenini pekiştirici ve zor yöntemleriyle koruyan bir işlev üstlenmiştir.
Türkiye, AKP İktidarı süresince, davalar ve iddianameler yoluyla siyasi bir dönüşüme uğratılmıştır. Son yıllarda ülke gündemini meşgul eden tüm davalar, hukuksal zemini olmayan siyasal davalardır. Mahkemeler eliyle yürütülen bu siyasi dönüşüm çerçevesinde, 12 Eylül‘den beri en yoğun gözaltı ve tutuklama kampanyası son birkaç yıl içinde gerçekleştirilmiştir. Seçilmiş vekiller, belediye başkanları, gazeteciler, yazarlar, aydınlar, öğretim görevlileri, öğrenciler, iktidara muhalif olan içlerinde meslektaşlarımızın da olduğu binlerce kişi tutuklanmıştır.
Bugün itibarıyla sisteme muhalif binlerce öğrenci, yüzlerce basın mensubu, 6000‘in üstünde KCK tutuklusu ülkenin içinde bulunduğu antidemokratik ortamın en net resmidir.
Uludere (Roboski) katliamı Kürt sorunundaki şiddet ve tasfiyeye dayalı "çözüm" yaklaşımının son örneği olmuştur. Cezaevlerindeki koşullar insanlık dışıdır. Hrant Dink davasında "örgüt yok" kararı alınması ve Sivas katliamı davasının zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmesi iktidarın hukuku siyasallaştırarak her alanda örgütlendiğinin açık delili olarak görülmelidir.
AKP İktidarının basın, spor, kadın, aile, gençlik, din eğitimi ve çocuklara ilişkin operasyon ve politikaları toplumsal alanların ekonomik çıkar, sömürü ve siyasal-dinsel gericilikle nasıl kuşatıldığını açık bir şekilde göstermektedir. Son 7 yılda işlenen kadın cinayetlerinin %1400 artmış olması, her gün 5 kadının öldürülmesi, aile içi şiddettin artması, taciz ve tecavüz olaylarının erişmiş olduğu düzey bir tesadüf değil, kadını sosyal yaşamdan soyutlamaya yönelik politikaların somut sonucu olarak değerlendirilmelidir. Son olarak gündeme gelen 4+4+4 eğitim yasa tasarısı ile biat eden, dindar ve kindar nesiller yetiştirilmesi projesinin altında, kadınların sosyal ve ekonomik yaşamdan soyutlanmasının yanı sıra, çocuk emeğinin sömürüsü, kız çocuklarının eğitim hakkının engellenmesi, çocuk gelinlerin meşrulaştırılması amaçlanmaktadır.
Kitlelerin depolitizasyonunu ve örgütsüzleştirilmesini siyasal zor ve dinsel kültür ile tahkim eden AKP, yoksullaşma süreçleri içinde bunalan yığınları yeni toplumsal örgütlenmeler, cemaatçi vb. yapılara bağımlılıklara yönlendirmektedir.
Türkiye‘nin en temel sorunlarının başında gelen Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi için; anadilde eğitimin önündeki engellerin ortadan kaldırıldığı ve anadilde eğitimin özendirildiği, siyasi genel affın ilan edildiği, seçim barajının kaldırıldığı, vatandaşlığın ırk üzerinden tanımlanmadığı, çatışma ortamının ortadan kalktığı, yerinden yönetimin öne çıkarıldığı, özgürlüğü, barışı, emeği, eşitliği ve halkların kardeşliğini temel alan demokratik ve laik bir düzene olan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır.
Türkiye gericiliğin ve faşizmin egemenliği altındadır.
Birliğimize yönelik DDK raporu ile başlayan süreç, KHK‘lar ile devam etmekte, TMMOB‘nin bağımsız, özerk, kamu yararı gözeten yapısı dağıtılmak istenmektedir. Bu saldırının temel nedeni; kamu yararı ve kamusal malların talanının önünde kalan son direnç noktaları arasında tarihsel görevini yapmakta olan TMMOB‘nin ortadan kaldırılmasıdır. Böylece; uluslararası talan ile elde edilen rantların arttırılması karşısındaki muhalefet susturulmuş olacaktır.
Bugünkü durum, demokrasinin emperyalizm ve sermaye sınıfları ile onların siyasi iktidarlarının sınırsız, kuralsız ve vahşi tahakkümüne dönüşmesini yansıtmaktadır. Bağımsızlık ile demokrasi ilişkisi bu noktada önem kazanmaktadır. Emperyalizmin sömürü ve yayılma politikaları ile yerli işbirlikçilerinin sermaye birikimi ve iç egemenlik politikaları arasında sağlanan uyum, aynı zamanda iç ve dış politika bağlarını da oluşturmaktadır.
Demokrasi Kurultayı mühendis, mimar ve şehir plancılarının emekçi halkımızla, emek ve demokrasi güçleriyle birlikte, üreten, hakça paylaşan, eşit ve özgür bir ülke için mücadelesini sürdürme kararlılığını kamuoyuyla paylaşır.
TMMOB DEMOKRASİ KURULTAYI
Son Güncelleme: Pazartesi, 19 Mart 2012 14:09 İŞ CİNAYETLERİNE DAVETİYE ÇIKARANLAR SORUMLUDUR!
2012 yılının henüz üçüncü ayında, ikinci büyük iş cinayetinin acısıyla sarsılmaktayız. Henüz Gökdere barajındaki işçilere ulaşılamamışken önceki gün İstanbul Esenyurt’ta bulunan inşaat şantiyesinde çıkan yangında 11 işçi yaşamını kaybetti. Yakınlarına başsağlığı diliyor acılarını paylaşıyoruz.
İŞ CİNAYETLERİNE DAVETİYE ÇIKARANLAR SORUMLUDUR!!
2012 yılının henüz üçüncü ayında, ikinci büyük iş cinayetinin acısıyla sarsılmaktayız. Henüz Gökdere barajındaki işçilere ulaşılamamışken önceki gün İst
anbul Esenyurt`ta bulunan inşaat şantiyesinde çıkan yangında 11 işçi yaşamını kaybetti. Yakınlarına başsağlığı diliyor acılarını paylaşıyoruz.
Türkiye`de her gün 172 iş kazası, 4 ölüm, 6 sürekli iş göremezliğin meydana geldiği biliniyor. Bu anlamda ülkemizin ölümlü iş kazalarında Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü olduğu yetkililer tarafından da dile getiriliyor. Ancak sadece 2012 yılında yaşananlara bakıldığında dahi "iş kazalarından" değil "iş cinayetlerinden" söz etmemiz gerektiği netlik kazanıyor.
Gökdere barajındaki akıl almaz ihmallerin sorumluluğunu yürütmesi durdurulan Yönetmelik`e bağlayanlar, İstanbul Esenyurt`da yaşanan facianın ardından da Türkiye`nin bir İş Güvenliği Yasasına ihtiyacı olduğunu ifade ediyorlar.
Oysa Türkiye`nin tüm kaynaklarını hızla özel sektöre devretme ve maliyetleri düşürerek aşırı kar etme esasına dayalı "büyüme" anlayışı, denetimsizliği ve kontrolsüzlüğü beraberinde getirerek geri dönüşü olmayan kayıpların yaşanmasına neden olmaktadır. Bu anlamda yürütme erkini elinde tutan siyasi iktidar sorunu mevzuat eksikliklerine yüklemekle sorumluluktan kaçamaz. Zira mevzuat ya da yasa, yaşanan sorunlardan sonra değil, önce oluşturulmak durumundadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 11 işçinin can verdiği olayın ardından verdiği demeçte, çadır malzemesinin yanmaya müsait olduğunu, 40 işçinin kaldığı bir çadırda tek bir çıkış alanının bulunmasının eksiklik olduğunu belirtmiş, karşılıklı çıkış alanlarının bulunması gerektiğini ifade etmiştir. Çelik "Türkiye`nin iş güvenliği yasasına ihtiyacı olduğunu ve yeni iş sağlığı mevzuatının yakında yürürlüğe gireceğini" de sözlerine eklemiştir. Türkiye ekonomisinin olası krizlerini inşaat sektörünün büyümesiyle yamamaya çalışan bir anlayışın bu noktadaki denetimsizlikleri giderme yönünde her zaman "geç kalması" şaşırtıcı değildir.
Bir diğer yandan sermayenin önündeki engelleri kaldırmak için müthiş bir hızla torba yasalar, Kanun Hükmünde kararnameler çıkarılmaktadır. Yine aynı şekilde, kentlerimizi rant alanlarına dönüştüren 2B Yasası ya da kentsel dönüşüm uygulamalarına hız vermek için depremi bahane ederek hazırlanan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı hızla hazırlanabilmektedir. Her yeri inşaat alanına çevirebilecek yasalar hızla çıkarılıp mevzuatlar oluşturulurken, "Türkiye`nin bir İş Güvenliği Yasasına "ihtiyacı olduğunu ifade etmek asıl önceliğin ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Esenyurt`ta yaşanan facianın tekrarlanmaması için şu soruların ivedilikle yanıtlanmasına ihtiyaç vardır:
•· İşçiler sağlık sigortası, çalışma süresi gibi yasa ile belirlenen çalışma koşullarına uygun olarak çalıştırılmakta mıdır?
•· İşçilerin iş güvenliği önlemleri bağlamında çalışma ve barınma koşulları denetlenmekte ve raporlandırılmakta mıdır?
•· İşçilerin kaldığı çadırlar nasıl bir malzemeden yapılmıştır ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik`in açıklamasında olduğu gibi çadırlarda gerçekten tek çıkış noktası mı vardır?
•· İşçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünde yer alan " İşçi koğuşlarının pencerelerinin üst kısımları, her zaman açılıp kapanacak şekilde (vasitaslı), yataklar, tabanla bağlantısı kesilecek surette karyola ve somyalar üzerine yayılacak, aralarında en az 80 santimetrelik bir açıklık bulunacak, başuçlarına, özel eşyaların konması için, küçük etajer veya komodinler konacak, iki katlı karyola ranza kullanıldığı hallerde, katlar arasındaki yükseklik ile karyola somyaların genişliği 80 santimetreden az olmayacaktır." ve "Koğuşların, soğuk mevsimlerde sağlığa uygun bir şekilde ısıtılması gerekir. Isıtmak için soba kullanıldığında, duman, gaz ve yangın tehlikesine karşı gerekli tedbirler alınacaktır." hususları sağlanmış mıdır?
Basında çıkan haberlere göre yakın zamanda hazırlanmakta olan yeni bir İş Güvenliği Yasa tasarısı Meclis gündemine taşınacaktır. Bu güne kadar İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine ilişkin yasal düzenlemeler sermayenin önündeki engelleri kaldırmaya, denetim süreçlerini özel sektöre devretmeye yönelik olmuştur. Bu tasarı da aynı anlayışın devam ettirildiği görülmektedir.
Tasarının hazırlanma sürecinde ve içeriğinde sendika ve meslek odaları adeta yok sayılmıştır. Bugün mevzuat eksikliğini bahane edenler hazırladıkları yeni yasa tasarısında da; alt işverenlerin (taşeronların) iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yükümlülükleri düzenlememiş, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu`nun uygulamasını denetleme konusunda sadece teknik iş müfettişlerini yetkili kılmış, ev hizmetlerinde çalışanlar ve işçi istihdam etmeyen Bağ-Kur`luları kapsam dışında tutmuş ve İş kazası ve meslek hastalığı sayılan halleri sınırlandırmıştır.
Bugün için mevcut yasaların insan yaşamını öncele alan bir anlayışla uygulanması bile bu kayıpları yaşamamıza engel olabilecektir. Zira 4 Aralık 1973 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile çıkan ve hala yürürlükte olan İnşaat işyerlerinde İşçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğü "İşçilere ait yatıp kalkma yerlerinde ve diğer müştemilatında bulunması gereken sağlık şartları ve güvenlik tedbirleri" başlığı altında, işçilerin barınma koşullarının nasıl olması gerektiğini açık bir şekilde tarif etmiştir. Bu anlamda daha çağdaş standartların oluşturulması bir yana hiçbir standardın kurumsallaşması sağlanamamış, yürütme erki bu asgari koşulları dahi uygulattıracak denetimi sağlayamamıştır.
Yeni acılar ve kayıplar yaşanamaması için İşçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı çalışanlar lehine yeniden düzenlenmelidir.
İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu
Son Güncelleme: Çarşamba, 14 Mart 2012 15:53 Şubemiz Genel Kurulu Gerçekleştirildi






Son Güncelleme: Salı, 06 Mart 2012 15:31 TMMOB 2. ÜCRETLİ MÜHENDİS, MİMAR, ŞEHİR PLANCILARI VE İŞSİZLİK KURULTAYI DÜZENLENDİ


TMMOB 2. Ücretli Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları ve İşsizlik Kurultayı, 25 Şubat 2012 tarihinde Ankara Kocatepe Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kurultayda Türkiye’nin dört bir yanından gelen 399 delege, 12 bölgede İl Koordinasyon Kurulları tarafından düzenlenen yerel kurultaydan gelen önergeleri görüşerek karara bağladı.
TMMOB 2. Ücretli Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları ve İşsizlik Kurultayı, 25 Şubat 2012 tarihinde Ankara Kocatepe Kültür Merkezi`nde gerçekleştirildi. Kurultayda Türkiye`nin dört bir yanından gelen 399 delege, 12 bölgede İl Koordinasyon Kurulları tarafından düzenlenen yerel kurultaydan gelen önergeleri görüşerek karara bağladı.
Divanın seçimi ile başlayan kurultayda, divan başkanlığına Bedri Tekin, divan başkan yardımcılıklarına Berdan Dinçyürek, Bekir Erdem Öztürk, yazman üyeliklere de Şebnem Gürses ve Haluk Fıçıcı seçildi.
Divanın oluşumu sonrası açılış konuşmasını yapan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, neoliberal politikaların toplumun tüm kesimlerini olduğu gibi mühendis, mimar ve şehir plancılarını da olumsuz yönde etkilediğini belirterek, mücadelenin ortaklaştırılmasına vurgu yaptı.
Neo-liberal politikaların en iyi uygulayıcısı olan AKP İktidarı döneminde, enerjiden haberleşmeye, eğitimden sağlığa, tarımdan sosyal güvenliğe kadar tüm alanlarda yapısal bir dönüşüm gerçekleştirildiğini kaydeden Soğancı, bu dönüşümden kentlerin, köylerin, tüm yaşam alanlarının yanı sıra mühendislik uygulamalarının, mühendislerin sosyal konum ve koşullarının da doğrudan olumsuz biçimde etkilendiğini ifade etti. İnsan yaşamının her aşamasından sorumlu olan mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığının hızla işlevsizleştirildiğini söyleyen Soğancı, "Gelecek hem ülkemiz mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı hizmetleri açısından, hem de mühendis, mimar ve şehir plancıları açısından kaygı vericidir. Güncel gereklere uygun ciddi bir istihdam politikası oluşturulması gerekirken; bu yapılmamakta, ülkemiz kaynaklarının sömürüsüne dayanan politikalarla, yalnızca nitelikli işgücünün ihracı teşvik edilmektedir. Kendi işsizlik krizini çözmeye çalışan gelişmiş ülkelerin yönlendirdiği uluslararası nitelikli emek pazarı, giderek ülkemiz meslek insanlarına daha kapalı hale gelmektedir. Bu nedenle, bir yandan bu sürece ciddi bir direniş göstermek, diğer yandan da ülkemiz insan kaynaklarının heba olmamasını sağlayacak politikaların, meslek alanlarında örülmesini sağlayacak adımları hızla atmak gerekiyor" dedi.
Soğancı: Asparagas üniversitelerin açılması ileride çok daha büyük sorunlara yol açacak
Mehmet Soğancı, mesleği işlevsizleştirmeye yönelik olarak özellikle eğitim alanındaki politikalara dikkat çekerek şöyle devam etti:
"Sadece ülkedeki üniversite mezunu sayısını artırmak amacıyla istihdam imkânı bulunmayan alanlarda, ülke gereksinimleri ve çağdaş bir mühendislik eğitiminin en düşük standartları dahi dikkate alınmadan ardı ardına asparagas üniversitelerin, fakültelerin ve bölümlerin açılmasının ilerleyen yıllarda çok daha büyük sorunlara yol açacağı aşikâr. Ülkemizde farklı adlar altında 150`nin üzerinde fakültede mühendislik eğitimi veriliyor. Her yıl mühendislik fakültelerine 60 binin üzerinde yeni öğrenci kaydoluyor. Her yıl alınan öğrenci kadar mezun verildiğini varsayarsak yılda ortalama 60.000 yeni mühendis iş hayatına atılıyor demektir. Oysa meslek alanında var olan işsizlik çok yüksek boyutlarda. Üniversite diplomasına sahip kişilerin birçoğunun ya iş bulamadığını ya da eğitimini aldığı dalda çalışmadığını görüyoruz. Hal böyle iken bilimsel gereklere ve ülke gerçeklerine göre değil, sadece sübjektif nedenlerle üniversite, fakülte ve bölümler açılması, sonuçları itibariyle kolay çözülemeyecek sorunlar ve tahribatlar yaratacak. Mühendislik eğitimi ile ilgili sorunlar ortadayken karşımıza bu dönem bir de teknoloji fakülteleri çıktı.
TMMOB`ye kayıtlı üye sayısı 2011 sonu itibariyle 400.000`i aştı. Üye sayımızda son beş yıldaki artış 100.000‘i geçti. Ülkemizde, mezun olan her mühendisin istihdamına yönelik bir olanak bulunmamaktadır. Bugün mühendislerin %25`i işsizdir ya da kendi mesleği dışında alanlarda çalışmaktadır. Yatırım planlamasına bakılmaksızın öğrenci alım sayılarının arttırılmasının işsiz mühendislerin içine yeni işsizlerin katılmasına yol açacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor.
Öte yandan çalışan üyelerimizin üçte birlik bir oranı, yani önemli bir kısmı kamuda çalışmaktadır. Ancak bu önemli kesimin, toplu sözleşme ve grevi de içeren sendikal hakları; uluslararası normlara uygun olmayan bir biçimde engellenmektedir. Kamuda çalışan mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları açlık ile yoksulluk sınırları arasına sıkışan ücretleriyle yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmaktadır. Kamuda çalışan mühendis, mimar ve plancıların ücretleri diğer tüm kamu çalışanları da dahil derhal insanca yaşanabilecek bir düzeye çıkarılmalıdır.
Özel sektörde ise parçalı bir biçimde istihdam edilen ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıların çok az bir kısmı, ancak büyük işyerlerinde sendikal örgütlenmeler içinde yer alabilmektedir. Kamuda ve özel sektörde çalışan mühendis, mimar ve plancıların uluslararası hukuka uygun grevli- toplu sözleşmeli sendikal haklarının kullanımı mutlaka sağlanmalıdır."
Kolaylaştırıcı Kurul oluşturuldu
Mehmet Soğancı`nın açılış konuşmasının ardından Divan`a verilen bir önergeyle, yerel kurultaylardan gelen önergelerin birleştirilmesi için bir kolaylaştırıcı kurul ve sonuç bildirgesi komisyonu oluşturuldu. Aralarında İMO delegesinin de olduğu Kolaylaştırıcı Kurul, önergeleri ortaklaştıracak bir çalışma yaparak kurultaya sundu.
Önergelerin oylanarak karara bağlanması sonrasında Sonuç Bildirgesi Komisyonu tarafından hazırlanan sonuç bildirgesi taslağı okundu ve sonuç bildirgesi kurultay delegelerinin önerileri ile zenginleştirilerek onaylandı.
Son Güncelleme: Salı, 28 Şubat 2012 10:37

























