Hava Durumu
- Haberler ve Duyurular
Batman Temsilciliği Eğitim Semineri
“AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI` ÜZERİNE İMO GÖRÜŞÜ
“AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI` ÜZERİNE İMO GÖRÜŞÜ
Odamızın "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı" üzerine görüşü. (23.01.2012)
Son günlerde basında sıklıkla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Kentsel Dönüşüme ilişkin bir yasa tasarısı hazırlandığı haberleri yer almakta, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar tarafından da anılan yasa tasarısının kısa süre içerisinde meclis gündemine getirileceği ifade edilmektedir. Basında kısaca Kentsel Dönüşüm Yasası olarak ifade edilen yasa, aslında Başbakan Tayyip Erdoğan`ın Van depremleri sonrasında bir an evvel hazırlayacağız dediği "Âfet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı"dır. Bu kavram karışıklığının altında yatan neden siyasi iktidarın bir süredir yapmakta olduğu ancak zaman zaman hukuki süreçlerle karşı karşıya kaldığı "kentsel dönüşüm uygulamalarını" afet riskini bahane ederek yasal bir çerçeveye oturtma arzusudur.
Geçtiğimiz gün basında "Âfet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı"nın Bakanlar Kurulunda imzaya açıldığı haberi yer almıştır.
Öncelikle ifade etmeliyiz ki tüm ülkenin imar ve yapılaşma faaliyetlerini baştan aşağı değiştirecek böylesine önemli bir yasa tasarısı hazırlanırken, konunun birinci dereceden muhatabı olan yerel yönetimlerin, meslek odalarının ve üniversitelerin görüşünün alınmamasını, siyasi iktidarın artık gelenekselleşen "kimsenin aklına ihtiyacım yok, her şeyi en iyi ben bilirim" mantığına yakışır buluyoruz.
Yasa Tasarısına ilişkin değerlendirmelerimize gelince;
•a) Riskli Alanlar
Yasa tasarısında "zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan alanlar" riskli alanlar olarak tanımlanmıştır. Topraklarımızın yüzde 66`sı, nüfusumuzun yüzde 71`i, toplam belediyelerin yüzde 68`inin 1. ve 2. derece deprem bölgesi içinde yer aldığı bilinmektedir. 3. ve 4. derece deprem bölgeleri de dikkate alındığında ülkemiz topraklarının yaklaşık yüzde 92`sinin deprem tehlikesi altında bulunduğu göz önüne alındığında, riskli alan belirlemesinde öne çıkan unsurun zemin yapısı değil üzerindeki yapılaşma olacağı açıktır. Madde bu çerçevede yorumlandığında, kent merkezinde ranta açık alanların, üzerindeki "sağlıksız" yapılar nedeniyle riskli alan ilan edilebileceği, aynı alanlara üzerindeki mevcut yapılar yıkılarak yeni yapılar yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Yaşanan depremler göstermiştir ki aynı alan içerisinde yan yana iki yapıdan birisi yıkılırken diğeri depremi hasarsız olarak atlatabilmektedir.
Odamızın her fırsatta dile getirdiği üzere deprem bir doğa olayıdır. Depremi afete dönüştüren, hiç mühendislik hizmeti almamış veya yeterli mühendislik hizmeti almamış yapılardır. Bu bağlamda afet riski altındaki alanlarda öncelikli olarak yapılması gereken bilimsel çalışma yöntemleri ve değerlendirme kriterleri kullanılarak riskli yapıların belirlenmesidir.
•b) Riskli Yapılar
Yasa tasarısı riskli yapıların tespitini büyükşehirlerde büyükşehir belediyesince bizzat veya ilçe belediyeleri aracılığıyla yapılmasını veya yaptırılmasını öngörmekle birlikte "belirlediği alanlardaki riskli yapıların" tespitini "süre vererek" TOKİ`den ve idareden isteyebilmektedir.
Burada iki temel sorun göze çarpmaktadır. Birincisi riskli yapıları belirleme konusunda yeterli olmayan idarelerin bu işi kimlere taşere edeceği ve yapılan çalışmaların bilimsel kriterlere ne denli uygun olacağı hususundaki belirsizliktir. İkinci husus ise Bakanlığın belirleyeceği alanlar konusudur. Bu hüküm, ülkenin her kentinde rant elde edilebilecek alanlarda keyfi uygulamalar yapılabilmesinin önünü açmaktadır.
•c) Kapsam
Yasa tasarısında, "3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun‘un, 4342 sayılı Mera Kanunu‘nun, 6831 sayılı Orman Kanunu‘nun, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu‘nun, 5366 sayılı Kanun‘un, 7269 sayılı Kanun‘un, Turizmi Teşvik Kanunu‘nun, Boğaziçi Kanunu‘nun, 2565 sayılı Askerî Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu‘nun ve 189 sayılı Kanun 3621 sayılı Kıyı Kanunu‘nun bu Kanun‘un arazi kullanımı bakımından uygulanmasını engelleyici hükümleri ve diğer kanunların bu Kanun‘a aykırı hükümleri uygulanmaz..." denmek suretiyle her türlü alan yapılaşmaya açılmakta, "Bu Kanun uyarınca yapılacak olan plânlar, 3194 sayılı İmar Kanunu‘nda ve imara ilişkin hükümler ihtiva eden özel kanunlar da dahil olmak üzere diğer mevzuatta belirtilen kısıtlamalara ve askı ilân sürelerine tâbi değildir." denmek suretiyle ise keyfi imar uygulamaları yapmanın önü açılmaktadır.
Neoliberal politikalara hizmet eden siyasi iktidarların her dönemde sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda yasalar çıkardığı bilinir. Ancak hiç bir siyasi iktidar bunu AKP iktidarı kadar pervasızca yapmamıştır, yapamamıştır.
Yasa tasarısında dikkat çeken en önemli tasarruflardan biride sistemin güvencesi altında olan mülkiyet hakkının zedelenmesidir. Yasa tasarısının bütününde oluşturulmaya çalışılan anlayışa bakıldığında Bakanlığın, TOKİ` nin ve İdarelerin gayrimenkuller üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahip olacakları görülecektir. Bu demektir ki yasa tasarısı mevcut haliyle yasalaştığı takdirde gayri menkullere dair her türlü tasarruf, yürütme erkinin insafına kalacaktır. Siyasi iktidar vatandaşına ucuz, güvenli, sağlam konut edinme hakkını temin etmek bir yana, vatandaşının dişinden tırnağından artırdığı paralarla edindiği mülkünü dahi elinden almayı planlamaktadır. Üstelik de uygulamaları kuruluş amacı dar gelirli vatandaşlara konut üretmek olan TOKİ üzerinden yapacaktır. Bu türden örneklere ancak yetkinin tek elde toplandığı monarşi rejimlerinde ya da faşist diktatörlüklerde rastlanabilir.
•d) TOKİ`nin Yasa tasarısındaki yeri
Yasa tasarısında TOKİ, riskli yapıların belirlenmesi, riskli alanların ve rezerv yapı alanlarının belirlenmesi ve devri, cins değişikliği, tevhit ve ifraz, kamulaştırma işlemleri vb. konularda Bakanlıkla birlikte yetkili kılınmıştır. Geçtiğimiz dönemde birbirleriyle çelişkili pek çok yetkiyle giderek sınırsız faaliyet alanına sahip hale getirilen TOKİ, yasadan aldığı yetkilerle sermayenin kentlerdeki rant arayışına öncülük edecektir.
Türkiye`nin farklı kentlerinde aynı tip sosyal konutlar üreten, yarattığı toplu konut alanları, sosyal donatıları, bina kalitesi açısından tartışmalı olan, kurumsal altyapısı yetersiz TOKİ ülkemizin kentsel dönüşümünün mimarı olmaya soyunmaktadır.
•e) Gönüllülük Esası
Basında yer alan haberlerde sıklıkla Yasa tasarısının "gönüllülük ilkesine" vurgu yapılmaktadır. Ancak;
•ü Yasa tasarısının 5. Maddesinin 1. Fıkrasında Tahliye ve yıktırma işlemlerine ilişkin olarak, "Riskli yapıların yıktırılmasında ve bunların bulunduğu alanlar ile rezerv yapı alanlarındaki uygulamalarda, öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esastır." denilmekte iken aynı maddenin 3. Fıkrasında "...verilen süre içerisinde yıktırılmayan yapılar idari makamlarca yıktırılır..." hükmünün yer aldığı,
•ü Tasarının 6. Maddesinin 1. fıkrasında "Yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hâsılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir." denilmekte iken aynı maddenin 2. fıkrasında "Üzerindeki bina yıkılmış olan arsanın maliklerine yapılan tebligatı takip eden otuz gün içinde en az üçte iki çoğunluk ile anlaşma sağlanamaması hâlinde, gerçek kişilerin veya özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar için Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından acele kamulaştırma yoluna da gidilebilir." hükmünün yer aldığı,
•ü Yine Tasarının 6. Maddesinin 9. Fıkrasında ise "Bu maddeye göre yapılan devir işlemleri ile kamulaştırmaya dair ihtilâflar hakkındaki dava ve takipler sadece bedele ilişkin olarak, riskli alan ve riskli yapı tesbitleri ile yıktırma iş ve işlemleri hakkındakiler ise sadece bina ve enkaz bedeline ilişkin olarak yürütülür ve sonuçlandırılır." hükmünün yer aldığı görülmektedir.
Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde yasa tasarısının kamuoyuna yansıtıldığı gibi gönüllülük ve anlaşma esasına dayanmadığı görülmektedir. Bu durum idarenin denetim yollarından biri olan yargısal denetimin önünü kapatmakta ve dolayısıyla Anayasanın 2. Maddesi ile belirlenen "Hukuk Devleti" ilkesine aykırılık yaratmaktadır. Zira hukuk devleti, kendi yarattığı hukuk değerleriyle kendini sınırlandıran ve kişilere hukuk güvenliği sağlayan devlettir.
Dolayısıyla bu tasarı kişilere hukuk güvenliği sağlamamaktadır.
•f) Gelirler
Yasa tasarısında bazı gelir kalemlerinden elde edilen gelirlerin belli bir miktarının yasa uyarınca yapılacak iş ve işlemlerde kullanılması öngörülmüştür. Bunlar arasında en çok dikkat çekeni, Orman Kanunu`nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre Hazine adına orman dışına çıkarılan yerlerin satışından elde edilen gelirlerdir.
Kamuoyunda 2B arazileri olarak bilinen alanların afet riski bahane edilerek satışa, dolayısıyla yapılaşmaya açılmasını kabul etmemiz mümkün değildir.
Sonuç olarak;
Yürürlükteki tüm yasal mevzuatı devre dışı bırakacak şekilde tasarlanan " Âfet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı" ile öngörülen kentsel dönüşüm uygulamaları, sağlıklı bir kentsel yenilenmeyi sağlayamayacağı gibi başta metropol kentlerimiz olmak üzere tüm ülkemizi bir rant alanı haline dönüştürecektir.
Kentsel dönüşüm uygulamaları yapılırken afet riskinin yanı sıra bölge halkının ve kamu yararının korunması gerekmekte iken tasarıda bu durum göz ardı edilmiştir
Siyasi iktidara sesleniyoruz.
Bir an önce yanlıştan dönünüz. Yoksa bu sorumluluğun altında kalırsınız.
Son Güncelleme: Pazartesi, 13 Şubat 2012 15:56 Kamulaştırma Bilirkişilik Kursu ANKARA
SAYIN ÜYEMİZ,
2942 sayılı Kamulaştırma Kanununda, 4650 sayılı Kanunla 24.04.2001 tarihinde değişiklik yapılıncaya kadar, il merkezleri için il, ilçe merkezleri için ilçe idare kurullarında kamulaştırma alanında oluşturulan listelerde çok farklı serbest meslek gruplarından kişilerin de bilirkişilik yapmaları söz konusuydu. Ancak bahsi geçen değişiklik ile il ve ilçe idare kurulları listelerinde kamulaştırma bilirkişiliği yapma görevi mühendis ve mimarlara verilmişti. Bu durum, kamulaştırma alanında mesleğinde uzman olan teknik elemanlara duyulan ihtiyaçtan kaynaklanmakla birlikte, aslında mühendis ve mimarlar lehine olan yasal düzenlemedir.
Bilindiği gibi 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 15 inci maddesine göre her yeni yıl için;
a) Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne bağlı ihtisas odalarının her biri tarafından, üyelerinin oturdukları yeri göz önünde bulundurarak her il için on beş ile yirmi beş,
b) Ayrıca il merkezleri için il, ilçeler için ilçe idare kurullarınca bu bölgelerde oturan ve mühendis veya mimar olan taşınmaz mal sahipleri arasından on beş,
bilirkişi en geç Ocak ayının ilk haftasında seçilerek isim ve adres listeleri valiliklere bildirilmektedir.
Buradan da anlaşılacağı gibi mahkemelerde Kamulaştırma Kanunu gereği, kamulaştırma davalarında, 5 kişilik bilirkişi kurullarının üç üyesi odalar listesinden, iki üyesi de İl veya İlçe İdare Kurulu listelerinden seçilmektedir.
2942 sayılı Kanunun 15 inci maddesi gereği;
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin görüşü alınmak suretiyle “Kamulaştırma Davalarında Bilirkişi Olarak Görev Yapacakların Nitelikleri ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmelik” Maliye Bakanlığı tarafından 24 Kasım 2006 tarih ve 25356 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Adı geçen yönetmeliğin 12 inci maddesi (1) fıkrasınca, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı ihtisas odaları ile il ve ilçe idare kurullarınca hazırlanacak listelerde yer almak isteyen mühendis, mimar ve şehir plancıları, bilirkişi yetki belgesi almak için Birliğin gözetiminde ihtisas odalarınca düzenlenen bilirkişi meslek içi eğitim kurslarına katılma zorunluluğu getirilmiştir.
Bundan böyle, yeni yönetmeliğin 11 inci maddesi gereği TMMOB Yönetim Kurulu’nun 10 Şubat 2007 tarihli toplantısında belirlenen; “Kamulaştırma Davalarında Bilirkişi Olarak Görev Yapacak Mühendis, Mimar Ve Şehir Plancılarının Nitelikleri, Belgelendirilmesi Ve Çalışma Koşullarına İlişkin Usul Ve Esaslar” doğrultusunda, kamulaştırma bilirkişiliği görevini üstlenmek isteyen meslektaşlarımız için Oda merkezimizce 19 saat süreli Kamulaştırma Bilirkişilik Kursu 25-27 Kasım 2011 tarihlerinde Ankara’da yapılacaktır.
Kamulaştırma Bilirkişilik eğitimine eksiksiz katılanlara eğitim sonunda test şeklinde yazılı sınav uygulanacak. Kursa katılan üyelerimizin başarılı sayılabilmesi için, 100 üzerinden en az 70 puan alması gerekmektedir. Sınavda başarısız olan üyelerin 3-4 Aralık 2011 tarihlerinde yapılacak telafi sınavlarına katılma hakları bulunmaktadır
Bilirkişi Yetki Belgesi olmayan hiçbir meslektaşımız gerek meslek Odamız, gerekse İl ve İlçe İdare Kurullarınca kamulaştırma bilirkişisi olarak atanmayacaklardır.
Kurs eğitim programı Bilirkişilik Kurulu üyeleri Müfit Beşer ve Altay İnal tarafından verilecektir.
2007 yılından itibaren kamulaştırma bilirkişilik alanında merkezi olarak düzenlediğimiz geniş kapsamlı eğitim etkinlikleri üyelerimiz lehine olumlu sonuçlar vermeye başlamıştır. Bu alanda adliyelerde daha çok sayıda inşaat mühendisine görev ve sorumluluk verilmektedir. Kamulaştırma bilirkişilik alanında eğitime katılan ve bilirkişi yetki belgesi alan meslektaşlarımız kamulaştırmasız el atma konusu ile birlikte diğer konularda da adliyelerde bilirkişilik alanında tercih edilmektedirler.
Kamulaştırma Bilirkişilik Kursu katılım ücreti 220.-TL’nin Odamız, T. İş Bankası Ankara Yenişehir Şubesi nezdindeki 4218-5834005 no’lu hesabına veya İMO şube ve temsilcilik veznelerine üyelerce yatırılması gereklidir.
Etkinlik katılım ücreti İMO Merkez banka hesabına havale edildikten veya İMO şube ve temsilcilik veznelerine yatırıldıktan sonra üyelerimiz başvuru formu ekinde banka dekontunu veya tahsilat makbuzunu İMO Merkez’e faks çekerek etkinliğe katılımları hakkındaki yazılı başvuruda bulunmalıdırlar.
Düzenlenen bu etkinliğin sonunda Oda üyelerimizin alacakları belgelerin, ülkemizin ağır ekonomik şartlarında, üye lehine bir kazanım olduğu unutulmamalıdır.
Oda merkezimizce düzenlenen Kamulaştırma Bilirkişilik Kursuna katılarak kamulaştırma davalarında bilirkişi olarak görev almanızı arzu etmekteyiz.
Etkinlik duyurusunu bilgilerinize sunarız.
Saygılarımızla,
Alaettin DURAN
Yönetim Kurulu II. Başkanı
Son Güncelleme: Perşembe, 17 Kasım 2011 09:12 Genç İmo Tanıtım Toplantısı Gerçekleşti
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi
Genç-İMO yeni mühendis adaylarına tanıtıldı. Dicle Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü sınıflarında yapılan toplantıya 100’ün üzerinde 1.sınıf öğrencisi, Genç-İmo temsilcileri ve şube sekreteri Barış ÇETİNKAYA katıldı. Toplantıda genç-İMO’ya üye olacak inşaat mühendisliği öğrencilerine İMO ve genç-İMO’ nun amaçları, çalışmaları ve önemi anlatıldı.
Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Kasım 2011 14:14 TMMOB 41.Dönem Danışma Kurulu Toplantısı Gerçekleşti
TMMOB 41. DÖNEM 3. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ
TMMOB 41. Dönem 3. Danışma Kurulu Toplantısı TMMOBnin yürüttüğü ve gelecek dönem yürüteceği çalışmalar gündemiyle 09.10.2011 tarihinde İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Salonunda gerçekleştirildi.
Üç yüze yakın Danışma Kurulu Üyesinin katılımıyla gerçekleşen toplantı, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancının geçtiğimiz Nisan ayından bugüne TMMOB bünyesinde yapılmış ve gelecek dönem yapılacak çalışmalara dair bilgi verdiği konuşmasıyla başladı.
Konuşmasında, emperyalist güçlerin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme politikalarına dikkat çeken Mehmet Soğancı, Türkiye dış politikasının da bu güçlerce yönlendirildiğini ifade ederek “Ülkemizin emperyalizmin egemenlik planlarının kıskacında şekil aldığını ve küresel kapitalizme entegrasyonunun sağlanması yolunda yapılandırıldığını” kaydetti. AKP eliyle oluşturulan yeni Türkiye’nin yeni statükosunun bu amaçla muhafaza edilmesi ve sürekliliğinin sağlanması ihtiyacından dolayı da büyük bir baskı ve korku rejimi yaratıldığını ifade eden Soğancı, iktidara karşı gelişen her tepki ve muhalefetin yok edilmek istenircesine baskıya ve zorbalığa maruz bırakıldığını, Hopa’dan, Tortum’a ve Gerze’ye kadar her düzlemde halkın karsısına devletin baskı ve zor aygıtlarının çıkarıldığını belirtti.
Kürt sorunu bağlamında da iç savaş koşullarını olgunlaştıran şiddet yöntemlerine başvurulduğunun altını çizen Soğancı bu koşulların bozularak silahların yerini sözlere bırakması gerektiğini vurguladı. Konuşmasına AKP iktidarının Kanun Hükmünde Kararnameler aracılığıyla Türkiye’nin kamu yapısını yeniden düzenlediğini belirterek devam eden Soğancı söz konusu düzenlemeler ile “Kamu anlayışının, kamu idari yapısından artık tamamen tasfiye edilmiş olduğunu, 24 Ocak kararları ile başlayan ve 12 Eylül faşizmi ile şekillenen piyasalaştırma ve özelleştirme uygulamaları ile günümüze kadar kademeli olarak sürdürülen neoliberal politikalar ile birlikte " devlet, planlama, denetim, düzenleme" kavramlarına adeta savaş açılarak piyasacı düzenin alt yapısının” inşa edildiğini belirtti. Kanun Hükmünde Kararnameler aracılığıyla TMMOB örgütlülüğünün meslek hizmetleri genel müdürlüğü çatısı altında yok edilmeye ve tasfiye edilmeye çalışılmasına dikkat çeken Mehmet Soğancı sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bugün AKP’nin mesleğimizi ve örgütümüzü hedef alan KHK saldırısı karşısında direnmek, sadece biz mimar, mühendis, şehir plancıları ve onların örgütü olan TMMOB’nin korunması ve kurtarılması anlamına gelmemektedir. Çünkü bizim mesleğimiz örgütümüz halkımızın ve ülkemizin yaşamının odak noktasında yer almaktadır. Doğal olarak bu saldırı dalgasına karşı direnmek ülkemiz ve halkımızın geleceği de direnmek anlamına gelmektedir”.
Mehmet Soğancı'nın konuşmasının ardından söz alan Danışma Kurulu Üyeleri konuşmalarında Kanun Hükmünde Kararnamelerin anlam ve önemine dair yorumlarını kurul üyeleri ile paylaştılar. İnşaat Mühendisleri Odası adına söz alan İMO Yönetim Kurulu Üyesi Levent Darı, Kanun Hükmünde Kararnameler ile yapılan idari düzenlemelerin gücün ve yetkilerin tek elde toplanması anlamına geldiğini ve bunun da her şeyin hızla metalaştırılıp serbest piyasaya devredilmesini kolaylaştırmak amacına hizmet ettiğini belirtti. Böylece yeni rant alanlarının yaratılmak istenildiğine dikkat çeken Darı, TMMOB ve bağlı Odaların işlevisizleştirilmesinin de bu hedeften bağımsız ele alınamayacağını kaydetti.Oda Başkanları ve Danışma Kurulu üyelerinin söz alarak görüş alışverişinde bulunduğu toplantı Mehmet Soğancı’nın kapanış konuşmasıyla son buldu.
İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi Levent Darı’nın Danışma Kurulu Toplantısında yaptığı konuşmanın tam metni:
Değerli Birlik Başkanım,Divan Kurulu’nun Değerli Üyeleri,
Odalarımızın Değerli Başkan ve Yöneticileri,
TMMOB Danışma Kurulu’nun Değerli Üyeleri,
“İnsanca Yaşam İçin Eşit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye" şiarını kendisine ilke edinmiş tüm kitle örgütleriyle bir araya gelen birliğimiz, bir kez daha toplumsal umudun adresi olmuştur. 8 Ekimde yani dün gerçekleştirdiğimiz Mitinge emeği geçen tüm demokratik kitle örgütü temsilcilerini ve katılımcılarını saygıyla selamlıyorum.
Tarihi boyunca mesleki hak ve özgürlüklerimizi bu ülke emekçilerinin ve halklarının hak ve özgürlükleriyle bir tutan TMMOB’nin bu dönemde de misyonunu yerine getirmeye devam edeceğine, 42. dönem 3. Danışma Kurulumuzun da bu amaca hizmet edeceğine dair inancım tamdır.
TMMOB ve bağlı odalarının hedef tahtasına oturtulduğu bir dönemde, Danışma Kurulu toplantımız, iktidarın Birliğimizi etkisizleştirmeye yönelik girişimlerini engelleyecek yol haritasının oluşturulmasında önemli bir işlev görecektir.
Değerli Mücadele ArkadaşlarımHepimizin gözlemleyebileceği üzere sadece Türkiye halkları için değil aynı zamanda tüm dünya halkları için de kaygı verici bir dönemden geçmekteyiz.
Küresel kapitalizmin krizi 1930’lardan beri görülmemiş bir yeni bunalım dönemine işaret etmekte. Kapitalizmin sözcülerinin dahi artık hasıraltı edemeyip itiraf ettiği bu kriz, küresel dengelerin yeniden düzenlenmesiyle aşılmak istenmektedir.
Ortadoğu halklarının diktatörlüklere yönelik haklı itirazları Emperyalist ülkelerin bölgesel çıkarları doğrultusunda küresel güçler ve NATO operasyonları aracılığıyla şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye ise bu dönemde ABD’nin güdümünde, tarihinde görülmemiş bir dış politika stratejisi ile hareket etmektedir.
Bu bağlamda Türkiye bir yandan Küresel güçler tarafından Ortadoğu’ya “örnek” gösterilmekte, bir diğer yandan aynı güçlerce yönlendirilen mevcut siyasi iktidar, yıllardır barış ilişkilerinin hakim olduğu komşuluk ilişkilerini tehditkar ve gerilimli bir zemine çekmektedir.
Dış politikanın, bölgede ekonomik ve siyasi yönden güçlü bir konuma erişme hedefi ışığında şekillendiğini dile getirenler, ülkeyi NATO Füze kalkanı projesine dahil ederek, Türkiye’nin kimlerin güdümünde hareket ettiğini gözler önüne sermektedir.
Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi sürecinde Türkiye’yi NATO, ABD ve AB ülkelerinin politikalarına alet eden siyasi iktidar, sadece düşmanlık tohumları ekmekte ve halklar nezdinde de her geçen gün güven kaybetmektedir. Hepimizin bildiği bu oyununun Filistin halkının ve Ortadoğu halklarının mücadeleleri ile uzaktan yakından ilgisi olmadığı da açıktır.
Değerli ArkadaşlarımKüresel krizin Türkiye üzerindeki etkilerini azaltma yöntemlerinden biri de neo-liberal politikaların eksiksiz olarak uygulanması olarak görülmektedir.
Genel seçimlerden %49,83 oy oranıyla çıkan AKP iktidarını, uzun süredir her yönüyle ele aldığımız yeni kurulan Bakanlıkları ve KHK’ler ile yürürlüğe konan yeni düzenlemeleri bundan bağımsız ele almamız mümkün değildir. Zira gücün ve yetkilerin tek elde toplanması yönlü idari değişiklikler, her şeyin hızla metalaştırılarak serbest piyasaya devredilmesini kolaylaştıracak, böylece yeni rant alanları neo-liberalizmin hizmetine sunulacaktır.
TMMOB ve Bağlı Odalarını işlevsizleştirme hedefi de bu bağlamda ele alınmalıdır. Zira Birliğimizin, bilimsel çevresel ve sosyolojik etkileri hesaplanmaksızın sadece kar güdüsü ile hazırlanmış hiçbir proje karşısında sessiz kalmadığı ve kalmayacağı bilinen bir gerçektir.
Değerli Dostlar, gerek dış politikada ve gerekse iç politikada tehditkâr bir üslupla, her geçen gün daha fazla totaliterleşen bir iktidar ile karşı karşıyayız.
30 yıldır hepimizin canını yakan savaşın tırmandırılması, barış çağrıcılarının baskı ve zorla susturulmaya çalışılması, emekten yana örgütlerin ve örgütlülüğümüzün hedef alınması bu nedenledir. İktidar krizin etkilerini tüm muhalif unsurları baskı altında tutarak bertaraf etmeye çalışmaktadır.
Ancak 15 Mayıs ve 8 Ekim mitinglerimizde de gördüğümüz üzere bu toprakların insanca bir yaşamı savunan onurlu insanları asla tükenmeyecek ve yılmayacaktır.
Değerli Yol Arkadaşlarım
Memleketin her zenginliğinin alınır satılır kılınması, kamuya ait arazilerin rant alanlarına dönüştürülmesi, en temel hak olan yaşama hakkını gasp etmektedir.
Simav depreminde, Rize’deki sel felaketinde ve heyelanlarda insanlarımız hayatlarını kaybetmektedirler. Doğa olaylarının afete dönüşmemesi için yaşananlardan ders çıkarması gereken siyasi iktidar sözcüleri ise gerçekçi olmayan söylemleriyle kamuoyunu oyalamakta, ekonomik zorluklardan söz ederek aslında insan yaşamını ikinci planda gördüklerini itiraf etmektedirler.
Ancak hepimiz biliyoruz ki “iktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş olur”.
Gücünü toplumsal bağlarından ve örgütlülüğünden alan birliğimiz ve meslek odalarımız, dayanışma içerisinde olduğumuz, HES’ lere karşı yaşamını ve geleceğini savunan HES karşıtı köylüler, taşeronlaştırmaya, güvencesizliğe ve hak gasplarına karşı mücadele yürüten emekçiler, kendi dili ve kültürünü yaşama hakkı gasp edilen halklar birer direniş odağı olarak hepimizin umududur.
Bizlere düşen, toplumsal bağlarımızı derinleştirerek örgütlülüğümüze güç katmak ve bu umudu çoğaltmaktır.
Danışma Kurulu toplantımızın bu amaca hizmet edeceğine dair duyduğum inançla hepinizi İnşaat Mühendisleri Odası adına saygı sevgi ve umutla selamlıyorum
Son Güncelleme: Cuma, 14 Ekim 2011 12:50 8 Ekim Mitingi Gerçekleşti




Son Güncelleme: Pazartesi, 10 Ekim 2011 09:59 8 Ekim Mitingi Basın açıklaması
8 EKİM MİTİNGİ BASIN AÇIKLAMASI
8 Ekim mitingi öncesi Meclis önünde ortak basın açıklaması düzenlendi.
Ankara’da “İnsanca Yaşamı Savunuyor, Eşit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz” sloganıyla 8 Ekim Cumartesi günü miting yapmaya hazırlanan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB mitingi öncesi Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde geniş katılımlı bir basın açıklaması düzenlediler.
TBMM Dikmen Kapısı önünde 4 Ekim 2011 Salı günü düzenlenen kitlesel basın açıklamasında KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu söz alarak herkesi 8 Ekim’de insanca yaşam için “sokak meclisine” katılmaya çağırdılar.
İsmail Hakkı Tombul, Türkiye’nin KHK’lerle yönetilerek, liberal; muhafazakâr bir toplum yaratılmaya çalışıldığını, buna itiraz edenlerin de cezaevlerine gönderildiğini söyledi. Tombul, "Biz buna karşı çıkıyor, herkesin insanca yaşamasını istiyoruz" dedi.
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün ise AKP’yi emekçi haklarını ilgilendiren yasaları oldubittilerle geçirmeye çalışmaktan vazgeçmeye ve emekçilerin haklarını temsilcileriyle birlikte görüşmeye çağırdı.
TTB Başkanı Eriş Bilaloğlu iktidara seslenerek, "Bugünden itibaren KHK çıkarmayın. Seçilmiş olan milletvekilleri hiç olmazsa düzenlemeler üzerine görüş belirtebilsinler" dedi. Bilaloğlu iktidarı sorunların gerçek çözümleriyle uğraşmaya davet etti ve “artık Türkiye’de yaşayanlar ölmek veya öldürmek istemiyor” diye konuştu.
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı da 8 Ekim’de toplanacak "Sokak Meclisi"nde, parti liderlerinin iki dudağı arasından çıkan söze göre oy kullanan milletvekillerinin olmadığını belirterek, "Bizim meclisimizde kadınlar, gençler, işçiler, sağlık çalışanları, mühendis, mimar, şehir plancıları var. Bizim meclisimiz mağdurların; suyuna, havasına, toprağına sahip çıkanların; füze kalkanına direnen Küreciklilerin; ‘ben hak talep ediyorum, bunun için mücadele ediyorum’ diyenlerin meclisi. 8 Ekim’de Ankara’da bizim meclisimizin sesi büyüyecek. TBMM’ye çağrımız sokak meclisinin sesini duymaları ve gereğini yerine getirmeleridir" dedi.
Son Güncelleme: Cuma, 07 Ekim 2011 08:11 Emek,Barış ve Demokrasi Mitingi
8 EKİM MİTİNGİ İLE İLGİLİ OLARAK TMMOB ÖRGÜTLÜLÜĞÜNE
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, 8 Ekim Cumartesi günü Ankara`da DİSK, KESK ve TTB ile birlikte “Tüm Temel Haklarımız İçin, İnsanca Yaşamı Savunuyor, Eşit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz!” başlığı ile düzenlenecek mitinge katılım için TMMOB örgütlülüğüne yönelik bir mesaj yayımladı.
8 EKİM MİTİNGİ İLE İLGİLİ OLARAK TMMOB ÖRGÜTLÜLÜĞÜNE
Sevgili Arkadaşlar,
İçinde örgütümüzün de bulunduğu emek‐meslek örgütlerinin birlikte yaptığı çağrı ile 8 Ekim 2011 Cumartesi günü Ankara‘da mitingde buluşuyoruz. "Tüm Temel Haklarımız İçin, İnsanca Yaşamı Savunuyor, Eşit, Özgür, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz!" başlığı ile yapılacak mitingimizin çağrı metninde de belirtildiği üzere; insanca yaşamı savunmak için, emekçilerin, ezilenlerin, mağdurların, yoksulların, işsizlerin, kadınların, gençlerin, çevrecilerin, barış yanlılarının sesine ses katmak için TMMOB örgütlü gücü ile 8 Ekim‘de Ankara‘da olacak. Bu ülkenin örgütlü mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları o gün Ankara‘da kurulacak "Sokak Meclisi"ne katılacak.
TMMOB; Ankara‘da "Sokak Meclisi"nde, "Mesleğimize, meslek alanlarımıza ve örgütümüze sahip çıkma"nın ne anlama geldiğini herkese bir kez daha gösterecek.
Sevgili Arkadaşlar,
Mitingimizden önce 27 Eylül 2011 Salı günü tüm İKK‘larımız yerellerde diğer emek ve meslek örgütleri ile birlikte kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek. 4 Ekim 2011 Salı günü de miting çağrıcısı örgütlerin Ankara‘daki üyeleri TBMM Dikmen Kapısı önünde toplanacak.
TBMM‘nin açılış gününde taleplerimizi topluca bir de orada dile getireceğiz. 8 Ekim Cumartesi günü alana doğru yapılacak yürüyüşte tüm odalarımızın, şubelerimizin, temsilciliklerimizin pankartları açılacak. Oda Yönetim Kurullarımız bunun gereğini şüphesiz yerine getirecektir.
Sevgili Arkadaşlar,
15 Mayıs‘ta gerçekleştirdiğimiz TMMOB Mitingi‘nin büyük coşkusunu, 19 Eylül‘de gerçekleştirdiğimiz "Dayanışma Günümüz"ün heyecanını 8 Ekim‘de Ankara‘ya taşımak hepimizin önünde bir görev olarak duruyor.
Düzenin "yeni yüzüne" karşı insanca yaşamı savunmak için; "Eşit, Özgür, Demokratik bir Türkiye" için, örgütümüze karşı yapılan saldırılara karşı "Mesleğimize, meslek alanlarımıza ve örgütümüze sahip çıkmak için" bu görevin de gereklerinin yerine getirileceğine inancımız tamdır.
Haydi Göreve.
Haydi Alana.
Haydi Sokak Meclisine.
Haydi 8 Ekim‘de Ankara‘ya.
Hepimize kolay gelsin.
Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı
Son Güncelleme: Çarşamba, 28 Eylül 2011 13:37 II. Su Yapıları Sempozyum Merkezi Ulaşım Çizelgesi
maps.google Haritasından Sempozyum merkezinin adresini bulabilirsiniz.
Adres: Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Konferans salonu
Son Güncelleme: Perşembe, 18 Ağustos 2011 14:15 Diyarbakır'a Yapılan Baz İstasyonları Hakkında Basın Açıklaması
BASINA VE KAMUOYUNA
Teknolojik gelişmeler insan yaşamının kalitesini arttırmasına rağmen, doğru kullanılmaması veya gerekli tedbirlerin alınmaması halinde insan yaşamında ciddi risklerle karşı karşıya kalınacağı açıktır. Şehir merkezlerinde ve yapılaşmanın yoğun olduğu alanlarda artık her 100 metrede bir, baz istasyonları ile karşılaşmaktayız. Mevcut GSM baz istasyonlarının oluşturduğu elektromanyetik kirliliğin yanısıra 3G GSM baz istasyonlarının da hizmete girmesi ile birlikte, elektromanyetik kirlilik konusuna ilişkin endişeler gittikçe artmaktadır.
Bina cephesine, aydınlatma direklerine, cami minarelerine, eğitim kurumları civarına, çatı ve teraslara gelişi güzel ve plansız olarak konumlandırılan GSM baz istasyonları yaşam alanlarını doğrudan hedef almakta ve sürekli olarak elektrik alanı etkisinde bırakmaktadır.
Bu uygulamalar ülkemizin her köşesinde baz istasyonlarına karşı ciddi bir duyarlılık oluşturmuş durumdadır. Basın ve yayın organlarında sık sık yargıya intikal eden tepkilerle karsılaşmaktayız. Yargıtay tarafından alınan kararlar değerlendirildiğinde baz istasyonlarının kurulumunda ciddi denetimlerin yapılması gerektiği açıktır.
Toplum, sürekli artan ve yoğun bir şekilde yaşam alanlarını kuşatan baz istasyonları nedeniyle ciddi bir huzursuzluk, endişe ve korku yaşamaktadır. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, birçok ülkede sağlık riskleri konusunda çeşitli çalışmalar yürütülürken, Türkiye’de yetkililer elektromanyetik alanlardan kaynaklı halk sağlığı riskleri konusundan uzak durmayı tercih etmektedirler.
Küresel sermaye, sadece kar odaklı bir anlayışla müşterilerine hizmet sunmayı hedeflerken; kamu sağlığı boyutu göz ardı edilmektedir. Ayrıca mevcut uygulamalarla görsel kirlilik oluşturularak kentsel dokunun tahrip edilmesine neden olmaktadır.
Balkonlara yakın bina yan duvarlarına, bina teraslarına ve kuruluş yeri yönetmeliğine uymayan uygulamalar, denetimin hangi boyutta olduğunu gözler önüne sermektedir.
Avrupa ülkelerinde insanların yoğun elektromanyetik dalgalara maruz kalmamaları için baz istasyonlarının üzerine rahatlıkla görülebilecek biçimde tehlike veya güvenlik levhaları konulurken ülkemizde ise, baz istasyonlarının vatandaştan gizlendiği uygulamalarla karşı karşıya kalmaktayız. Bacalara, klimalara, reklam tabelalarına, boş dairelere ve akla gelmedik yerlere gizlenen baz istasyonlarının, kentimizde de benzer şekilde gizlendiği anlaşılmaktadır.
Son günlerde de kentimizin muhtelif yerlerinde dikilen totemlerin baz istasyonunu kamuflajı amacı ile kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesince kavşak düzenlemesi yapıldığı sanılan bu uygulama, baz istasyonu olduğunun anlaşılması bizleri endişelendirmiştir.
Baz istasyonlarının; kent kültürü ve tarihi dokusu ile bağdaşmayan heykel veya totemlerle ile gizlenerek kavşaklara yerleştirilmesinden dolayı, kent yaşamı içerisinde mümkün olduğunca onlardan uzak kalmamızı olanaksızlaştırmıştır. Hatta bu yöntem ile yönetmeliklere aykırı olduğu halde hastane yanı, çocuk bahçesi gibi yerlerde boy göstermeye başlamıştır.
Anten ve kulelerin kurulacağı yerler, insanlara etkisini en aza indirgeyecek şekilde planlanmalı, ticari kaygılardan uzak, insan odaklı bir hizmet anlayışı ile gerekli tedbirlerin alınması ve ilgili yönetmeliklerde yeniden düzenleme yapılmasına, yapılacak çalışmalarda üniversiteler ve kamu yararına hizmet veren meslek odalarının görüş ve önerilerinin alınması gerekmektedir. Halkın, GSM şebekelerinden bilinçli bir şekilde faydalanması konusunda çalışmalar yapılmalıdır. Artan kullanım, daha fazla baz istasyonunu gerektireceği insanlarla paylaşılmalı, kampanyalarla gelen sınırsız kullanım anlayışının toplum sağlığı açısından riskleri artıracağı anlatılmalıdır.
Yönetmelik ve sınırların kontrolünün titizlikle uygulanması takip edilmelidir. Operatörlerin taşeronları aynı zamanda ölçüm de yapmaktadırlar. Denetim kuruluşlarının bağımsız olmasına özellikle önem verilmelidir. Yönetmeliklere uygun olmayan GSM tesislerine ruhsat verilmemelidir. Ruhsat verilen baz istasyonlarında ise, periyodik olarak ölçüm ve denetleme çalışmaları yapılmalı, güvenlik sertifikası ve ölçüm değerleri halkın rahatlıkla görebileceği yerlere asılmalıdır.
Halkın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşam hakkını tehlikeye atan, ticaret ve rekabet hukukunu çevre ve halk sağlığının önüne koyan uygulamalardan vazgeçilmelidir.
Kamu yararına çalışan, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları sıfatımız ile çevre ve halk sağlığı , kent kültürü ve tarihi dokusu ile bağdaşmayan uygulamaları tüketicilerin bilgilendirilmesi çalışmalarımıza; çevre ve halk sağlığı, kent kültürü ve tarihi dokusu yönünden kamunun yararına olmayan bu türden kararlara karşı mücadelemize devam edeceğimizi saygıdeğer kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
Bilinmelidir ki; 'Hiç bir kamu hizmeti insan sağlığından önemli değildir!'
11.08.2011
TMMOB DİYARBAKIR İL KOORDİNASYON KURULU
Son Güncelleme: Perşembe, 11 Ağustos 2011 12:33 TMMOB Depreme Duyarlılık Yürüyüşü
TMMOB DEPREME DUYARLILIK YÜRÜYÜŞÜ
Anma:
17 Ağustos 2011
Saat 03:02
İzmit
Türkiye’nin yakın geçmişindeki en büyük toplumsal travmalardan biri olan 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden tam on iki yıl geçti. Tarihin acı bir ironisi; yaşadığımız her büyük felaketten sonra her şeyi unutuyor, ardından aynı felaketleri değişik biçimlerde yeniden yaşamaya mahkum oluyoruz. Kentlerimizi depreme hazırlamak yerine sermayenin kâr dürtüsünün insafına bırakan siyasi iktidar yaşanan acıları unutturmaya çalışıyor.
Bizleri yönetenler yıllarca toplumsal hafızamızı körelterek kendilerinden hesap sorulmasını engellediler. Oysa unutmak insan varlığına taammüden yapılmış bir cinayettir. Ağır ve derinden gelen bir yok oluştur unutmak.
Geçtiğimiz on iki yılda, ne yazık ki depreme karşı alınacak önlemler ile ilgili uygulanabilir projeler geliştirilmedi.Hükümet ve diğer siyasi partiler deprem tehlikesini önemsememekte, hatta yok saymaktadır. Haziran 2011 genel seçimlerine giren siyasi partilerin seçim bildirgelerinde dahi deprem konusu yok denecek kadar azdır. Geleceğe güvenle bakmamızı sağlayacak çözüm önerileri olmadığı gibi mevcut çözümlerin ikna edici bir yanı da maalesef yoktur.
Mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak amacımız, tüm toplum katmanlarında deprem duyarlılığının geliştirilmesi ve sürekliliğinin sağlanmasıdır.
İhtisas alanımız nedeniyle halkımıza karşı görevli ve sorumlu bir örgüt olduğumuzun bilinciyle İnşaat Mühendisleri olarak 2008 yılı 17 Ağustos’unda başlattığımız, 2010 yılında TMMOB çatısı altında gerçekleştirdiğimiz “Depreme Duyarlılık Yürüyüşü”nü “yapıl(a)mayanlar ve yapılması gerekenleri anımsatmak ve kamuoyuyla bir kez daha paylaşabilmek için, yaktığımız dayanışma ateşiyle kardeş kalplerinin acısına ortak olmak için, yeniden aynı acıların yaşanmaması, yaşanan acıların unutulmaması için”bu yıl da yine TMMOB çatısı altında gerçekleştireceğiz.
Son Güncelleme: Perşembe, 04 Ağustos 2011 10:03 Sudaki Suretler - önce HES gidecek
“DERE ÖZGÜR AKTIKÇA BİZ YAŞAYACAĞIZ”
Önce HES gidecek
Yüzyıllardır oradalar. Doğayı var ederek var oluyorlar. Şimdi onların uçsuz bucaksız güzellikleri ve suyla şekillenen yaşamları tehdit altında.
“Sudaki Suretler” son yıllarda gündemin düşmeyen konularından biri olan Hidroelektrik Santrali (HES) yapımına karşı yürütülen mücadeleleri ele alıyor.
Yönetmenliğini Erkal Tülek’in yaptığı belgesel, Türkiye’nin dört bir yanında sayıları üç bine yaklaşan HES’leri ve HES karşıtı mücadeleleri perdeye yansıtıyor.
12bin kilometre yol yaptılar
Ülkenin güneyinden kuzeyine, doğusundan batısına nerede bir HES inşaatı ve ona karşı çıkanlar varsa oralardan görüntüler içeren belgesel için film ekibi yaklaşık 12 bin kilometre yol yaptı.
Artvin, Muğla, Kastamonu, Dersim, Rize, Antalya, ekibin ulaştığı yerlerden bazıları... Gittiği her yerde sudaki suretlere mikrofon uzatan belgesel, insanın doğaya ve yaşama ne pahasına sahip çıktığını gözler önüne seriyor.
Sudaki Suretler aynı zamanda “taraflı” bir belgesel. Ektiklerinden biçtiklerine, yediklerinden içtiklerine, sevinçlerinden yaslarına kadar her şeyi suyla var eden insanların, aslında kendi varlıklarını savunması anlamına gelen HES karşıtı mücadelelere de omuz veriyor Sudaki Suretler. Yönetmen Tülek filmin bu özelliğini “Memlekette keşfedilmemiş nice adsız canlılar var; onlarla konuşan, gezen, dinleyen ve taş atan bir belgesel olmaktı hedef” sözleriyle dile getiriyor.
Yapımcılığını İnşaat Mühendisleri Odası ve Renas Yapım’ın üstlendiği, film ekibini Davut Kanmaz, Çağrı Yılmaz, Özgür Tüfekçi’nin oluşturduğu 74 dakikalık “Sudaki Suretler”in Hopa’da su mücadelesinde yitirdiğimiz Metin Lokumcu’ya adanmış galası.
İletişim:
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası
Tel: 312 294 30 54
Fax: 312 294 30 77
bulten@imoankara.org.tr
Son Güncelleme: Perşembe, 04 Ağustos 2011 10:40 GENÇ-İMO 3. YAZ EĞİTİM KAMPI
GENÇ-İMO 3. YAZ EĞİTİM KAMPI
Genç-İMO 3. Yaz Eğitim Kampı kayıtları başlamıştır.
Genç-İMO 3. Yaz Eğitim Kampı bu sene 05-13 Eylül 2011 tarihleri arasında Manavgat Antalya'da yapılacaktır.
Başvurular 05 Ağustos 2011 tarihinde sona erecektir.Başvurular:
http://e-imo.imo.org.tr/Portal/Web/h/1481/GENC-IMO-3-YAZ-EGITIM-KAMPI.aspx
Son Güncelleme: Perşembe, 04 Ağustos 2011 10:09 TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu 2. Kadın kurultayı

Bername / Program
TMMOB Diyarbakır Yerel Kadın Kurultayı Programı 18 Haziran 2011
YER: BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ CEP SİNEMASI
12:00-12:30 Kayıt
12:30-12:35 Kısa film-Bir Günlüğüne Kadın Olmak
12:35-13:15 Açış Konuşmaları
13:15-13:30 Divan Seçimi
13:30-14:30 SUNUM: Gurbet ÖRÇEN- Arş.Gör. Makine Yük.Müh.
Toplumsal Cinsiyet Rolleri
1. Mühendis Mimar Şehir Planlamacıların (MMŞP) Eğitiminde Cinsiyetçili
2. Cinsiyetçi İş bölümü ve İşyeri Pratikleri
3. Aile içi Cinsiyetçi İş Bölümü
Karar Gerekçelerinin ve Önergelerin Divana Sunumu
Divanın Önergeleri Onaya Sunması
Görüş ve Öneriler
14:30-15:30 SUNUM: Rahime HACIOĞLU -Psikolog
Kadına Yönelik Şiddet
1. Aile İçi şiddet, Toplumsal Şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet...
Karar Gerekçelerinin ve Önergelerin Divana Sunumu
Divanın Önergeleri Onaya Sunması
Görüş ve Öneriler
15:30-15:40 ARA
15:40-16:40 SUNUM: Bahar ACAR- Yük.Mimar
Kapitalizm ve Kadınlar
1.Kadın Emeği
( torba yasa, yasalarda kadın, güvencesizlik, özelleştirmeler, eşit işe eşit üçret...)
SUNUM: Fatma TÜZÜN-Endüstri Müh.
2.Toplumsal Mücadeleler ve Kadın
Karar Gerekçelerinin ve Önergelerin Divana Sunumu
Divanın Önergeleri Onaya Sunması
Görüş ve Öneriler
16:40-17:40 SUNUM: Hatice GENÇ- Av-Jeo.Müh.
TMMOB‘ de Kadın Örgütlenmesi
1. Tüzük ve Yönetmelik Düzenlemeleri...
a. Pozitif Ayrımcılık Uygulamaları
b. Kadına Yönelik Cinsel Taciz Olayında Kadının Beyanının Esas Alınması
SUNUM: Elif GÜVEN-Mimar
2. TMMOB Kadın Çalışma Grubu, Şube ve İKK Kadın Komisyonları
Karar Gerekçelerinin ve Önergelerin Divana Sunumu
Divanın Önergeleri Onaya Sunması
Görüş ve Öneriler
17:40-18:30 Öğrenci Kadın Örgütlenmesi
Karar Gerekçelerinin ve Önergelerin Divana Sunumu
Divanın Önergeleri Onaya Sunması
Görüş ve Öneriler
18:30 KAPANIŞ
19:30 AKŞAM YEMEĞİ (PARK RESTAURANT)
TMMOB’Lİ TÜM KADIN ÜYELER DAVETLİDİR..
Son Güncelleme: Çarşamba, 15 Haziran 2011 08:59 15 Mayıs Ankara Mitinginden Görüntüler






Son Güncelleme: Cuma, 20 Mayıs 2011 14:35 TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulundan Basın Açıklaması
BASINA VE KAMUOYUNA
Son dönemde dünyada yaşanan olaylar ciddi şekilde kaygı verici boyuta ulaşmaktadır. Ortadoğu da yaşanan olayların ABD politikaları ekseninde şekillendiği ve halklara ciddi acılar yaşattığını her gün basın aracılığı ile takip etmekteyiz.
Türkiye, önemli bir tarihsel süreçten geçmektedir. 24 Ocak 1980 kararlarından bu yana uygulanan neo-liberal dönüşüm programı, AKP iktidarıyla doruğuna ulaşmıştır. Öyle ki ekonomide, toplumsal dokuda, siyasal süreçlerde, çalışma yaşamı ile temel hak ve özgürlüklerde gerçekleşen tahribat ile AKP‘nin dikta özlemi el ele gitmektedir. Hükümetin tüm ekonomik program, siyasi icraat ve operasyonları bu yöndedir. AKP iktidarı, kamu idari yapısı ve siyasi üstyapı ile ekonomik sosyal yapıyı kamuyu piyasaya hizmet eder hale getirmiş; sosyal devlet ve kalkınma paradigmasına son ve en güçlü darbeleri indirmiştir.
"Büyüme" sorunları, büyük dış ticaret açıkları, ülke borç ve faiz ödemelerinin yüksekliği, gelir dağılımında oluşan uçurum, çalışanlar üzerindeki haksız vergi artışları, kamu yatırımlarının azaltılması, özelleştirmeler, verimlilik artışlarına karşın istihdamda yaşanan gerileme, yaygınlaşan işsizlik ve yoksulluk, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması; inşaat, sanayi, tarım, doğa, çevre, enerji, maden, sağlık, eğitim, ulaşım, işçi sağlığı ve güvenliği ve hizmet sektörlerindeki olumsuz gelişmeler Türkiye‘yi sarmış bulunmaktadır.
AKP iktidarının yasama ve yargının yanı sıra diğer devlet organları, üniversiteler, bilim kurumları ve medyayı baskı ve zor yöntemleriyle hakimiyeti altına alma çabaları yaygınlaştırmaktadır.
Anti-demokratik uygulamaların hızla arttığı, en basit hak arama mücadelelerinin terörize edilmeye çalışıldığı, özgürlük alanlarının alabildiğine kısıtlandığı, alanların hak arama mücadelesine kapatılmaya çalışıldığı ve böylece sesimizin duyulmasının engellenmeye çalışıldığı bu sürecte AKP hükümeti kürt sorununa yönelik dialog yollarını tıkamak süreti ile ertelemektedir.
TMMOB’un bütün bu baskıcı dalga ile; demokrat, yurtsever, toplumcu meslek kuruluşlarını etkisiz kılma çabalarını birlikte değerlendirerek, bir bütün olarak refleks vermesi gerekmektedir.
Mühendisler kendi uzmanlık alanlarında iş yapamaz hale getirilmekte; kamu sağlığı ve güvenliği iş sahibinin insafına bırakılmaktadır. Kamu eliyle yürütülmesi gereken hizmetlerde hızla taşeronlaşma süreci yaşanmaktadır.
Evet, Sevgili Arkadaşlar;
İçinde bulunduğumuz koşullar etkili bir mücadele verilmesini gerektirmektedir. Tarih bizi göreve çağırmaktadır. TMMOB bir yandan emek ve meslek örgütleriyle olumlu ilişkilerini geliştirip merkezi ve yerel düzeylerde mücadele çizgisini sürdürürken, kendi bağımsız çizgisi içinde, toplumsal muhalefetin önemli bir gücü olduğunu göstermeli; meslek-meslektaş-ülke-kamu-halk yararı bütünlüğünde, yaşamın tüm alanlarını kapsayan tepkileri ve istemlerini birlik ruhuyla haykırmalıdır.
TMMOB Diyarbakır İKK olarak, başta mesleki alanlarımız gereği yaşamın her alanında emek harcayan mühendis, mimar ve şehir plancılarının haklarını ve mesleğimizin onurunu savunmak; toplumsal duyarlılık ve mesleki sorumluluklarımızın ışığında eşitlik, özgürlük, bağımsızlık, demokrasi, bir arada yaşama taleplerimizi ve ülkemizin geleceğine yönelik sözlerimizi topluca ifade etmek üzere Ankara‘da TMMOB Mitingi’nde olacağız. Emekten barıştan demokrasiden ve halkların kardeşliğine inanan her kesimi bu mitinge davet ediyoruz.
OPERASYONLARIN DURMASI VE ACILARIN SON BULMASI İÇİN
ANTİDEMOKRATİK YASALARA, HAKSIZLIĞA, HUKUKSUZLUĞA VE ADALETSİZLİĞE DUR DEMEK İÇİN
KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK VE BARIŞÇIL ÇÖZÜMÜ İÇİN
HALKLARIN KARDEŞLİĞİ EŞİT VE DEMOKRATİK BİRLİĞİ İÇİN
BARIŞÇIL VE DEMOKRATİK BİR ORTAMDA HERKESİN KENDİ KİMLİĞİYLE KENDİ DİLİYLE EŞİT ÖZGÜR VE ONURLU BİR YAŞAM İÇİN
SİVİL, DEMOKRATİK, EŞİTLİKÇİ, ÖZGÜRLÜKÇÜ, ÇOĞULCU BİR ANAYASA İÇİN
BARIŞ İKLİMİNDE GÜZEL GÜNLER VE AYDINLIK YARINLAR İÇİN
Söyleyecek sözümüz var...
15 Mayıs 2011 Pazar günü Ankara‘da hep birlikte gerçekleştireceğimiz TMMOB Mitingi‘nde buluşmak üzere.
TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu
Son Güncelleme: Çarşamba, 11 Mayıs 2011 11:02 85 Bini Aşkın İnşaat Mühendisinin Sesine Kulak Verin
85 BİNİ AŞKIN İNŞAAT MÜHENDİSİNİN SESİNE KULAK VERİN !!!
Ülkemiz, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan genel seçim sürecine girmiş bulunmaktadır. Ülke yönetimine aday olan mevcut hükümet ve diğer siyasi partiler seçim atmosferine girmiş ve yönetime gelmeleri durumunda yapacakları icraatlar üzerine açıklamalarda bulunmaktadırlar. Biz inşaat mühendisleri örgütlülüğümüzden gelen gücümüzle ülkemizi yönetmeye aday olan siyasi partilerden;
• Kamu yatırımlarının artırılmasını,
• Kamu istihdamının desteklenmesini,
• Kamuda 4/C statüsünde istihdama son verilmesini, çalışma yaşamına güvenceli iş ve eşit işe eşit ücret anlayışının hâkim kılınmasını,
• İnşaat mühendislerinin “ucuz işgücü” olarak değerlendirilmemesini,
• Mühendislik ücretlerinin geçim standartları endeksine göre belirlenmesini,
• “Torba Yasa”nın çalışanlar aleyhine olan maddelerinin iptal edilmesini,
• Eşitlik ilkesine aykırı olan Hizmetlerin Ticareti Genel Anlaşması’na son verilmesini,
• TOKİ inşaatlarının yapı denetim kapsamına alınmasını,
• TOKİ’nin asli görevi olan “dar gelirlilere konut üretme” amacına hizmet etmesini,
• Yapı Denetim Sisteminde denetçi ve kontrol mühendisi olan üyelerimizin özlük haklarının gözetilmesini,
• Bir mühendislik alanı olan İş Güvenliği Uzmanlığını yalnızca mühendislerin icra etmesini,
• İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında yapılan düzenlemelerde TMMOB ve TTB’ye aktif rol verilmesini,
• Kamu İhale Sisteminin “adrese teslim ihale” anlayışından çıkarılmasını,
• Eğitim sisteminin kamu hizmeti olma niteliğini sürdürmesini,
• Bütçeden eğitime ayrılan payın artırılmasını,
• Vakıf üniversitelerini “cazip” hale getiren politikaların önüne geçilmesini,
• Gerekli alt yapı oluşturulmadan üniversite açılmamasını,
• Teknik Eğitim Fakültelerinin Teknoloji Fakültelerine dönüştürülmemesini,
• 1938 yılında çıkarılan 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun’un ve inşaat mühendisliği mevzuatının çağdaş normlara göre revize edilmesini,
• Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasa ve barış içinde bir arada yaşama koşullarının oluşturulmasını
TALEP EDİYORUZ
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
Son Güncelleme: Salı, 10 Mayıs 2011 09:28 Sap 2000 Eğitim Kursu Başladı





Son Güncelleme: Perşembe, 05 Mayıs 2011 09:53 Genel Seçime Girerken İnşaat Mühendisleri Odası'nın Talepleri
GENEL SEÇİME GİDERKEN İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI’NIN TALEPLERİ
Güncel sorunları birbirinden farklı olsa da, Türkiye’de emeğiyle geçinen kesimlerin sorunları ortak bir kaynaktan besleniyor. Bu kaynak, 24 Ocak 1980 Kararlarıyla gündemimize giren ve son otuz yıldır iktidara gelen tüm hükümetler tarafından uygulanan neo-liberal politikalardır. Ulus ötesi sermaye gruplarının, uluslararası egemen güçlerin dayatması ile özelleştirme, kuralsızlaştırma, piyasalaştırma, güvencesizleştirme gibi biçimlerle hayatımıza giren bu politikalar, bir yandan kamusal mal ve hizmetlerin, sosyal hakların tasfiyesine, eğitimden sağlığa kadar bütün hakların paralı hale getirilmesine diğer yandan da emekçilerin haklarının gasp edilmesine yol açmıştır.
Ülkemiz, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan genel seçim sürecine girmiş bulunmaktadır. Ülke yönetimine aday olan mevcut hükümet ve diğer siyasi partiler seçim atmosferine girmiş ve yönetime gelmeleri durumunda yapacakları icraatlar üzerine açıklamalarda bulunmaktadırlar. 85 bini aşkın üyesiyle ülkemizin en büyük meslek örgütleri arasında yer alan İnşaat Mühendisleri Odası, mesleki ve toplumsal sorumlulukları gereği genel seçim öncesi mesleki alanında yaşadığı sorunlarla ilgili taleplerini Türkiye’nin yönetimine aday olan siyasi partilere ve kamuoyuna açıklamayı bir hak ve görev saymaktadır.
Odamız üyesi meslektaşlarımız siyasi iktidarların, kamu yatırımları ve buna bağlı istihdam politikaları başta olmak üzere, Torba Yasa, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, Hizmetlerin Ticareti Genel Anlaşması (GATS), TOKİ, Yapı Denetim Yasası, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği mevzuatı, Kamu İhale Kanunu, üniversitelerdeki eğitim kalitesi, teknoloji fakültelerinin kurulması ve benzer konulardaki yanlış politikalarından kaynaklı sorunlar yaşamaktadır.
Odamızın bahsi edilen konulara ilişkin tespitleri ve talepleri şöyledir:
Kamu yatırımlarına bütçeden ayrılan pay 1980’li yıllardan bu yana yaklaşık yüzde 15 dolaylarında daralma göstermiştir. Kamu yatırımlarına bütçeden ayrılan payın düşürülmesi ülkemiz ekonomisinin lokomotif sektörlerinden olan inşaat sektöründe durgunluğa ve dolayısıyla Türkiye ekonomisinde küçülmeye sebep olmaktadır. Ülkemizin gelişimine ön ayak olan kamu yatırımlarına ayrılan pay yeniden gözden geçirilmeli ve bu alanda belirlenen politikaların ekonomimizde ve sektörümüzde yarattığı tahribatlar göz önünde bulundurularak kamu yatırımlarına bütçeden ayrılan pay artırılmalıdır.
Siyasal iktidarlar her geçen gün kamuda istihdamı azaltırken buna karşılık özel sektörde istihdamın önünü açmaktadırlar. İstihdam politikalarında yaşanan bu temel değişim meslektaşlarımızın özel sektörde “ucuz işgücü” olarak görülmesine zemin hazırlamaktadır. Ülkemizin en saygın mesleklerinden biri olan inşaat mühendisliğini icra eden meslektaşlarımızın kamu istihdamında yaratılan daralma nedeniyle yaşadıkları sorunlar siyasal iktidarlarca derhal yeniden gözden geçirilmeli, kamuda istihdam artırılmalı, meslektaşlarımızın özel sektörde “ucuz işgücü” olarak değerlendirilmemeleri için gerekli olan yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
Kamuda meslektaşlarımızı güvencesiz çalıştırmanın yasal dayanağı olan 4/C uygulaması kaldırılmalıdır.
Mühendislik ücretleri geçim standartları endeksine göre belirlenmeli; güvencesiz, esnek istihdam modelleri yerine iş güvenceli, eşit işe eşit ücret anlayışı çalışma yaşamına hâkim kılınmalıdır.
Kamuoyunda “Torba Yasa” olarak bilinen yasanın 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda kamu çalışanları aleyhinde değişiklikler içeren maddeleri ile “Kamu hizmeti" ortadan kaldırılarak, her vatandaşın "siyasal hakkı" olan kamu hizmetinde çalışma hakkı yok edilmiş, Anayasanın değiştirilemez hükümlerden biri olan "sosyal devlet ilkesi"nin en temel mekanizması olan ve sayıları 3 milyonu bulan kamu personelinin iş güvenceli kariyeri ortadan kaldırılmış; işçilerin zaten sınırlı olan iş güvenceleri zayıflatılmış, taşeronlaşmanın önü açılmıştır. “Torba Yasa”nın çalışanlar aleyhine olan maddeleri kabul edilemez. Yasanın ilgili hükümleri çalışanlar lehine yeniden düzenlemelidir.
Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde geliştirilen Hizmetlerin Ticareti Genel Anlaşması ve ikili anlaşmalar inşaat mühendisliği de dâhil olmak üzere Birliğimize bağlı meslek odalarının ilgi alanlarını da kapsayan; haberleşme, posta, telekomünikasyon, müteahhitlik, eğitim, çevre, sağlık, mühendislik-mimarlık, turizm, ulaştırma ve benzeri hemen her meslek alanıyla ilgili düzenlemeleri içermektedir. Taraflar arasında “eşitlik” ilkesine aykırı hükümler içeren meslektaşlarımızın ülkemizde ve yurtdışında çalışma yaşamında hak kaybına sebep olan bu anlaşmalara son verilmelidir.
“Dar gelirlilere konut üretme” anlayışıyla oluşturulan ancak AKP Hükümetleri döneminde sınırsız yetkilerle donatılan ve yapı güvenliği için vazgeçilmez olan birçok denetimden muaf tutulan TOKİ büyük bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Çıkış noktası itibariyle anlamlı olan ancak zamanla sorumluluk alanının dışına çıkan ve sektörümüzde devletten aldığı destekle haksız rekabet yaratan TOKİ’ nin temel felsefesi yeniden gözden geçirilmeli ve bugün devasa bir devlet şirketine dönüşmüş olan TOKİ özel sektörle rekabet yerine asli görevi olan “Dar gelirlilere konut üretme” amacına dönmeli, TOKİ inşaatları Yapı Denetim Yasası kapsamında denetlenmelidir.
Aktif deprem kuşağı üzerinde bulunan ülkemizde yapı denetim sisteminin ülke geneline yaygınlaştırılması, güvenli yapı üretimine olumlu katkı sağlayacaktır. Ancak 9 yıl pilot olarak uygulanan sistem sorunları çözülmeden yaygınlaştırılmasının getirdiği sakıncaları da içinde barındırmaktadır. Yapı Denetim Sistemi, mesleki yeterliliği belgelendirilmiş ve mesleki etik değerlere sahip meslektaşlarımızca yürütülmelidir.
Yapı Denetim Sisteminde denetçi ve kontrol mühendisi olarak çalışan meslektaşlarımız üstlendikleri sorumluluğun gerektirdiği ücreti almalı, bu ücret “meslek yaşına göre” kamuda çalışan meslektaşlarımıza verilen ücretten az olmamalıdır.
Çalışma yaşamının en sorunlu alanlarından olan işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yapılan son yasal düzenlemelerle sorunun çözümüne katkı sunmak yerine sorunun çözümünde kilit role rahip olan TMMOB ve TTB çözüm öznesi olmanın dışına itilmiştir. İş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü olan Türkiye’nin işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarını temel bir insan hakkı olan “yaşama hakkı” çerçevesinden bakması gerekmektedir. İnsan yaşamının önemi göz önünde bulundurularak sorunun çözümüne acilen başlanmalı ve İş Güvenliği Mühendisliği’nin mühendislik mesleği icrası olduğu gerçeğinden hareketle İş Güvenliği uzmanlığı meslekten olmayanlara kapatılmalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusuna ilişkin yapılan düzenlemelerde konunun birinci dereceden muhatabı olan TMMOB ve TTB’nin aktif rol üstlenmesi sağlanmalıdır.
Kamu İhale Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ihale sistemini “adrese teslim ihale” şeklinde düzenleyen ve mühendis ile mimarların haklarını tırpanlayan yönleri Kamu İhale Sisteminin sağlıklı işleyişine engel teşkil etmektedir. Kamu İhale Sistemi, “adrese teslim ihale” anlayışının dışına çıkarılmalıdır. Kamu İhale Yasası aldığı eğitim gereği konunun uzmanları olan mühendis ve mimarlara ayrıcalıklı hükümler içermelidir.
Geçtiğimiz on yıl içersinde yaşanan en derin tahribat “eğitim alanında olmuştur. Tüm eğitim sürecinin paralı hale getirilmek istenmesi, bu çerçevede kamu kaynaklarının vakıf okullarına aktarılması, üniversiteye giriş sistemi, “gecekondu” tabir edilen üniversitelerin peş peşe açılması, donanımsız eğitim, fiziki yetersizlik, öğrenci sayısı ile istihdam oranı arasındaki devasa uçurum tahribatın ana noktalarını oluşturmaktadır.
Eğitim sistemi, toplumda var olan kast sistemini yeniden üreten, bilimsel bilgi üretmek yerine kar sağlayan bir alan olarak algılanmaktan derhal kurtarılmalı ve kamu güvencesi altına alınmalı, bütçeden eğitime ayrılan pay artırılmalı, yeterli fiziki ve teknik alt yapı oluşturulmadan üniversite açılmasına son verilmelidir.
Eğitim sistemimizde var olan sorunlara temel çözümler üretmek yerine gündelik politikalarla sorunları gölgeleme çabalarının bir sonucu 2009 yılından bu yana uygulamaya konulan Teknoloji Fakülteleridir. Ülkemizin teknik öğretmen ihtiyacını karşılayan ve nitelikli ara eleman yetiştirilmesinde önemli yeri bulunan Teknik Eğitim Fakülteleri’nin Teknoloji Fakültelerine dönüştürülmesi bir yandan eğitimci açığını artırırken diğer yandan uzun erimde ucuz ve niteliği sorgulanır mühendis istihdamına yol açacaktır. Bu karardan bir an önce dönülmelidir. Teknik Eğitim Fakülteleri’ni, Teknoloji Fakültelerine dönüştürmenin yarattığı ve yaratacağı sakıncalar konunun tarafları olan meslek odaları ve üniversitelerle birlikte ele alınmalı ve konunun sosyal boyutları göz önünde bulundurularak soruna çözüm yolları aranmalıdır.
Bayındırlık ve imar etkinliklerinin en önemli aktörü olan mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları ile bunların ürettiği mühendislik ve mimarlık hizmetleri olmaksızın, bir ülkede diğer hizmetlerin arzu edilen şekilde verildiğinden söz edilemez. Son yarım yüzyılda gerçekleşen önemli teknolojik gelişmeler, mühendislerin ve diğer teknik elemanların önemi daha da artırmış; bu elemanların eğitim, deneyim ve yetkinlikleri ile nasıl bir bilgi ve beceri ile donatılmaları gerektiği konusu özel bir önem kazanmıştır.
Ülkemizde mühendislik ve mimarlık meslekleri, 1938 tarihli 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkındaki Kanun çerçevesinde yürütülmektedir. Bu Kanun’a göre, diploması olan her mühendis ve mimara, herhangi bir meslekî tecrübe şartı aranmaksızın, sınırsız mesleki yetki verilmektedir. Diploma ile belgelenen eğitim her koşulda çok önemli ve gerekli ise de, bir işi gerektiği gibi yapabilmenin ölçütü olarak yalnız başına yeterli değildir. Eğitimin, öğretici, geliştirici, olgunlaştırıcı ve düzeyli bir uygulama deneyimi ile tamamlanması gerekir.
Bu anlayış çerçevesinde, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de, mesleği etkin biçimde uygulayabilmek için yeterli bilgi ve beceri ile donanmış, yeterince deneyim kazanmış ve etik davranışta bulunma alışkanlığı kazanmış mühendisler aracılığıyla hizmet üretmeye gereksinim bulunmaktadır.
Halen yürürlükte olan 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık kanunun bu bağlamda acilen yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Son söz;
Demiryolları, karayolları, köprüler, viyadükler, limanlar, barajlar, sulama kanalları, enerji tesisleri, sanayi kompleksleri, gökdelenler, toplu konutlar, spor tesisleri, anıt vb. binalar inşa ederek yaşam kalitesinin artmasında önemli rol üstlenen inşaat mühendislerinin bir başka misyonu da hiç kuşkusuz daha demokratik ve yaşanabilir bir toplum inşa edilmesine katkı koymak ve buna ilişkin talepleri her platformda dile getirmektir.
Bu bağlamda; 12 Eylül 1980 Askeri cunta döneminde hazırlanan ve başta örgütlenme özgürlüğü olmak üzere tüm demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran mevcut anayasa değiştirilmesi ve tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasanın hazırlanması gerekmektedir.
Diğer yandan, ülkemizde yaklaşık otuz yıldır devam eden elli bine yakın insanımızın canına malolan, ülke kaynaklarının heba edildiği çatışma ortamının kalıcı olarak sonlandırılması gerektiği açıktır.
İnşaat Mühendisleri Odası, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir anayasa ve etnik ve dini temelli ayrımcılığın olmadığı, kardeşçe barış içinde bir arada yaşama koşullarının oluştuğu bir Türkiye talep etmektedir.
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
Son Güncelleme: Salı, 26 Nisan 2011 14:43 Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği'ndeki Değişiklik Resmi Gazete'de Yayımlandı
BİNALARDA ENERJİ PERFORMANSI YÖNETMELİĞİ'NDEKİ DEĞİŞİKLİK RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANDI
İnşaat Mühendisleri Odasının da yoğun çabaları sonucu hayata geçirilen değişikliğe göre Enerji Kimlik Belgesi Uzmanı yetiştirme eğitimlerini düzenleyen kurum ve kuruluşlar arasında İnşaat Mühendisleri Odası da yer alacak.YÖNETMELİK
Bayındırlık ve İskân Bakanlığından:
BİNALARDA ENERJİ PERFORMANSI YÖNETMELİĞİNDE
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
MADDE 1 – 5/12/2008 tarihli ve 27075 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinin 25 inci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(4) Enerji Kimlik Belgesi, Enerji Kimlik Belgesi vermeye yetkili kuruluş tarafından hazırlanır. Bu belge, yeni binalar için yapı kullanma izin belgesi alınması aşamasında ilgili idarelere sunulur. Enerji Kimlik Belgesi düzenlenmeyen binalara ilgili idarelerce yapı kullanma izin belgesi verilmez. Enerji Kimlik Belgesinde yer alan bilgilerden ve bu bilgilerin doğruluğundan Enerji Kimlik Belgesi düzenlemeye yetkili kuruluş sorumludur.”
MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğinin 26/A maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“(1) Bakanlık, Enerji Kimlik Belgesi düzenlemeye yetkili kuruluşlarda görevli olan mühendis ve mimarların bu Yönetmeliğin uygulaması ile ilgili eğitim ve eğitim sonunda yapılacak sınav kriterlerini tebliğ ile yayımlar. Eğitimler, üniversitelerin mimarlık, inşaat mühendisliği, makine mühendisliği, elektrik mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği bölümleri ile Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası ve 5627 sayılı Kanun kapsamında bina sektöründe yetkilendirilmiş enerji verimliliği danışmanlık şirketleri ile yapılacak protokole göre bu kurum ve kuruluşlar tarafından yapılır. Yapılan eğitimler sonunda Bakanlık tarafından yapılacak veya yaptırılacak sınavda yüz üzerinden en az yetmiş puan alanlara Enerji Kimlik Belgesi düzenlemek üzere yetki belgesi verilir.”
MADDE 3 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 4 – Bu Yönetmelik hükümlerini Bayındırlık ve İskân Bakanı yürütür.
Son Güncelleme: Pazartesi, 25 Nisan 2011 09:14 1 MAYIS Emekçilerin Uluslararası Birlik,Mücadele ve Dayanışma Günü Kutlu Olsun
Tmmob’nin De Aralarında Olduğu Emek-Meslek Örgütleri 1 Mayıs’ı Başta Taksim Olmak Üzere Tüm Türkiye’de Alanlarda Kutlamaya Hazırlanıyor. Türk-İş, Hak-İş, Disk, Memur-Sen, Kesk, Tmmob, Ttb Ve Teb Konuya İlişkin Olarak Bir Bildiri Yayımladı.
1 MAYIS
EMEKÇİLERİN ULUSLARARASI BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ
KUTLU OLSUN!Bizler bu ülkenin işçileri, kamu emekçileri, meslek sahipleri, emeklileri, işsizleri, yoksulları, kadınları, gençleri olarak, tüm dünya emekçileriyle birlikte 1 Mayıs alanlarında, emeğin bayramındayız
Barış için, özgürlük için, demokrasi için, saygın bir iş için, savaşsız bir dünyada sömürüsüz, baskısız, insan onuruna yaraşır bir yaşam için birlikteyiz. Sosyal adalet, eşitlik, bağımsızlık ve sendikal haklarımız için 1 Mayıs 2011‘de, başta Taksim olmak üzere tüm alanlarda, omuz omuzayız.
1 Mayıs 2011‘i güvencesiz, esnek, kuralsız çalışmanın, taşeronlaşmanın yaygınlaştırıldığı koşullarda karşılıyoruz. Emekçilerin yarısı kayıt dışında çalışıyor, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller korunuyor ve örgütlenen işçiler işten atılıyor. İş kazası adı verilen iş cinayetleri durmak bilmiyor. Torba Yasa ile her alanda emekçilerin hak ve çıkarları geriye götürülmek isteniyor.
Biz sosyal adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasi istiyoruz. Biz, özgürlükçü, eşitlikçi sivil demokratik bir anayasa ve yasalar için; inanç ve düşünce özgürlüğü için sesimizi yükseltiyor, özgürlükten, demokrasiden ve sosyal devletten vazgeçmeyeceğimizi bildiriyoruz.
1 MAYIS‘TA ALANLARDAN BİR KEZ DAHA HÜKÜMETE ve İŞVERENLERE SESLENİYORUZ;
İşsizliğin önlenmesini, kıdem tazminatı hakkımızın korunmasını, esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma biçimlerinden vazgeçilmesini istiyoruz.
İşsizlik Sigortası Fonu‘nun amacı dışında kullanılmasına karşı çıkıyoruz.
Sağlık ve sigorta alanındaki mağduriyetlerimizin giderilmesini istiyoruz.
Asgari ücretin insan onuruna yakışır olmasını, vergi adaletsizliğinin giderilmesini istiyoruz.
İş cinayetlerinin önlenmesini, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin artırılmasını istiyoruz.
Taşeronlaşma ve kayıt dışı ekonominin engellenmesini, özelleştirmelerin durdurulmasını istiyoruz.
Anti demokratik sendikal yasaların değiştirilmesini, toplu pazarlık ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz.
Kürt sorununun demokratik ve barışçıl bir şekilde çözümünü; din, vicdan ve düşünce özgürlüğünün toplumun tüm kesimlerine hakim kılınmasını istiyoruz.
Cezaevlerindeki yaşam koşullarının insan onuruna yakışır bir şekilde iyileştirilmesini, ağır hastaların tahliye edilmesini istiyoruz.
Doğal yaşamın korunmasını ve ekolojik çevrenin katline son verilmesini istiyoruz.
Kadına yönelik şiddetin engellenmesini, istihdamda kadın emeğine daha çok yer verilmesini istiyoruz.
Engellilerin toplumsal yaşama eşit bireyler olarak katılmasının sağlanmasını istiyoruz.
ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda güvenlik ve adaletin kuşkulara yer bırakmayacak şekilde sağlanmasını istiyoruz.
Biz, 1 Mayıs 1977‘nin aydınlatılmasını ve kaybettiklerimizin faillerinin bulunmasını, adalet önüne çıkarılmasını istiyoruz.
Biz, Arap halklarının demokrasi mücadelesini destekliyor, onlara yapılan tüm anti demokratik müdahaleleri kınıyoruz.
İşçiler, Kamu Emekçileri, Emekliler, İşsizler, Yoksullar, Kadınlar, Gençler,
EMEK, BARIŞ, ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASİ İÇİN HAYDİ 1 MAYIS‘A!
1 MAYIS BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ TÜM EMEKÇİLERE KUTLU OLSUNTÜRK-İŞ • HAK-İŞ • DİSK • MEMUR-SEN • KESK • TMMOB • TTB • TEB
Son Güncelleme: Pazartesi, 25 Nisan 2011 08:57 İMO DİYARBAKIR : Hasarlı Bina Teknik Raporu
TEKNİK RAPOR
18.04.2011 tarihinde Saat 17:00 civarında Diyarbakır ili Bağlar Belediyesi sınırları dahilinde Sento Caddesi üzerinde bulunan Tekin Apartmanının kolonunda meydana gelen hasar ile ilgili incelemeler yapılmıştır. B+Z+7 katlı bina ruhsatsız olup güvenlik nedeniyle boşaltılmıştır. Bina çökme tehlikesinde olduğundan dolayı civarındaki yapıların da risk altında olması sebebiyle yakın çevredeki binalar Bağlar Belediyesi tarafından boşaltılmıştır
19.04.2011 tarihinde İMO Diyarbakır Şubesinin oluşturduğu teknik heyet tarafından bina yerinde yapılan gözlemler ışığında aşağıdaki sonuçlara varılmıştır.
Yapılan incelemelerde yapının kendi yükünü taşıyamayarak bina arka cephesi sağ köşesindeki kolonun kolon kiriş birleşim yerinde hasar meydana geldiği, söz konusu hasar gören kolunun hasar bölgesinde betonun ezildiği enine donatının açıldığı ve boyuna donatıların burkulduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla bu kolonunun zemin katta taşıma gücünü kaybettiği tespit edilmiştir. Kolon taşıma gücünü kaybettiğinden yeniden dağılım ilkesi gereği kolonun yükleri komşu kolonlara aktarılmıştır. Bunun sonucunda bölgeye yakın kolonların ve diğer elemanların zorlandığı duvarlarda oluşan çatlaklardan anlaşılmaktadır. Söz konusu köşe kolonun dayanımını yitirmesinden dolayı o bölgeye doğru diyagonal bir hareket olmuştur. Binanın arka sağ köşesinde gözle görülebilir düzeyde sehim oluştuğu tespit edilmiştir. Söz konusu hasar gören kolonda enine donatı aralığının yaklaşık 400 mm olduğu gözlemlenmiştir. Kolon ebatlarının genellikle 200x800 mm ebatlarında olduğu gözlemlenmiştir. Boyuna ve enine donatılar düz yüzeyli BÇ-I inşaat demiri olduğu ve beton dayanımlarının da çok düşük mertebelerde olduğu düşünülmektedir.
Yapılan topografik okumalar kayıt altına alınmış olup düşeyde ortalama %0,5 mertebesinde kayma olduğu tespit edilmiştir. Yapının sonraki hareketleri gözlemlemek üzere beklenilmesi uygun görülmüştür. Okumalar neticesinde yapının hareketine göre tedbirlerin alınması gerekmektedir. Gerekli gözlemler ve incelemeler tamamlanana kadar binanın iskana açılmamasına kanaat getirilmiştir.
Tansel ÖNAL Serdar APAÇIK Barış ÇETİNKAYA
İnşaat Mühendisi İnşaat Mühendisi İnşaat Mühendisi
Yrd. Doç. Dr. İdris BEDİRHANOĞLU
Son Güncelleme: Perşembe, 21 Nisan 2011 09:23 Seminer : Zemin Etütleri ve Yapılan Hatalar

Son Güncelleme: Çarşamba, 20 Nisan 2011 07:19 TMMOB Mitingi - 15 Mayıs'ta Alanlardayız
Son Güncelleme: Pazartesi, 18 Nisan 2011 14:30 2.Su Yapıları Sempozyumu
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Samsun Şubesi tarafından birincisi 29-30 Mayıs 2009 tarihinde Samsun’da gerçekleştirilen Su Yapıları Sempozyumu’nun ikincisi bu yıl 16-18 Eylül 2011 tarihinde Diyarbakır’da gerçekleşecektir. Sempozyumun amacı, üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları, meslek odaları, STK’lar ve özel sektörlerde su yapıları konusunda çalışma yapan kişileri bir araya getirerek araştırmalarını,bilgilerini ve kazanımlarını paylaşacak ortamı sağlamak, dünyada ve ülkemizde su yapıları ile ilgili sorunları ve çözümlerini tartışmak,yeni gelişme ve teknolojileri ortaya koymaktır.
Son Güncelleme: Perşembe, 14 Nisan 2011 17:19 Yol Projelendirme NETPRO 6.0 Sertifika Eğitim Programı
Son Güncelleme: Perşembe, 14 Nisan 2011 16:58 TMMOB Mitingi
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, 19 Oda Başkanından gelen talep üzerine Yönetim Kurulu tarafından kararı alınan 15 Mayıs Pazar günü Ankara’da düzenlenecek TMMOB Mitingi için 21 Mart 2011 tarihinde TMMOB Örgütlülüğüne yönelik bir mesaj yayımladı.Miting için; 15 Mayıs Pazar günü saat 10:00‘da Tren Garında toplanılacaktır. Miting saat: 13:00‘de Sıhhiye Meydanında başlayacaktır.
TMMOB ÖRGÜTLÜLÜĞÜNE:
TMMOB MİTİNGİ 15 MAYIS‘TA ANKARA‘DASevgili Arkadaşlar;
Haklarımız için, geleceğimiz için, halkımız için, ülkemiz için 15 Mayıs 2011 Pazar günü Ankara‘da TMMOB Mitingi‘nde buluşuyoruz.
Sevgili Arkadaşlar;
Birliğimize bağlı on dokuz Odamızın Yönetim Kurulu Başkanı dediler ki:
"Türkiye, önemli bir tarihsel süreçten geçmektedir. 24 Ocak 1980 kararlarından bu yana uygulanan neo-liberal dönüşüm programı, AKP iktidarıyla doruğuna ulaşmıştır. Öyle ki ekonomide, toplumsal dokuda, siyasal süreçlerde, çalışma yaşamı ile temel hak ve özgürlüklerde gerçekleşen tahribat ile AKP‘nin dikta özlemi el ele gitmektedir. Hükümetin tüm ekonomik program, siyasi icraat ve operasyonları bu yöndedir. AKP iktidarı, kamu idari yapısı ve siyasi üstyapı ile ekonomik sosyal yapıyı kamuyu piyasaya hizmet eder hale getirmiş; sosyal devlet ve kalkınma paradigmasına son ve en güçlü darbeleri indirmiştir.
"Büyüme" sorunları, büyük dış ticaret açıkları, ülke borç ve faiz ödemelerinin yüksekliği, gelir dağılımında oluşan uçurum, çalışanlar üzerindeki haksız vergi artışları, kamu yatırımlarının azaltılması, özelleştirmeler, verimlilik artışlarına karşın istihdamda yaşanan gerileme, yaygınlaşan işsizlik ve yoksulluk, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması; inşaat, sanayi, tarım, doğa, çevre, enerji, maden, sağlık, eğitim, ulaşım, işçi sağlığı ve güvenliği ve hizmet sektörlerindeki olumsuz gelişmeler Türkiye‘yi sarmış bulunmaktadır.
Bütün bu gelişmeler, mühendislik, mimarlık, şehir plancılığı uygulamaları ve eğitiminde de büyük tahribata yol açmış ve nitelikli işgücü olan mühendis, mimar ve şehir plancılarının işsizlik oranını artırmıştır. Mühendisliğin sanayi, tarım, kent ve toplum yaşamına yönelik, bilimsel teknik temellerdeki kamusal-toplumsal hizmet niteliği aşındırılmıştır. Sanayi, çalışma yaşamı, işçi sağlığı ve güvenliği, yapı denetimi, imar, tarım, gıda, madencilik, orman, su kaynakları, enerji, çevre ve kentleşme ile ilgili yasalar ve yönetmelikler, anayasal mesleki kuruluşlar olan mühendis, mimar şehir plancıları odalarının önerilerinin aksi doğrultuda düzenlenmektedir.
Örgütümüz TMMOB ve ülkemizin diğer yüz akı meslek kuruluşlarının kamu ve toplum yararı doğrultusundaki fonksiyonları ile idari, örgütsel, mali yapı ve seçim sistemlerini değiştirmeye yönelik yasa ve uygulama hazırlıkları iktidarın gündemindedir. AKP iktidarı dönemindeki serbestleştirme, ticarileştirme yönündeki yasa ve mevzuat değişiklikleri ile tüm toplumu ve ilerici meslek kuruluşlarını otoriter bir yapı içinde teslim alarak dönüştürme çabaları, örgütümüzün de kapısına gelmiş dayanmıştır. Kamusal alanı büyük oranda tasfiye edenAKP‘nin alternatif örgütlenme formu olan iktidar yandaşı "sivil toplum kuruluşu" yapıları, hedeflenen neo liberal tekelci otoriter projeksiyonla uyumludur.
AKP iktidarının yasama ve yargının yanı sıra diğer devlet organları, güvenlik güçleri, üniversiteler, bilim kurumları ve medyayı baskı ve zor yöntemleriyle hakimiyeti altına alma çabaları İslami ideolojinin yaygınlaştırılmasını da amaçlamakta; Kürt sorunu ise Kürt-İslam sentezi ile kuşatılmaya çalışılmaktadır.
Mühendisler kendi uzmanlık alanlarında iş yapamaz hale getirilmekte; kamu sağlığı ve güvenliği iş sahibinin insafına bırakılmaktadır. Kamu eliyle yürütülmesi gereken hizmetlerde hızla taşeronlaşma süreci yaşanmaktadır.
Örgütümüzün bütün bu baskıcı dalga ile demokrat, yurtsever, toplumcu meslek kuruluşlarını etkisiz kılma çabalarını birlikte değerlendirerek, bir bütün olarak refleks vermesi gerekmektedir.
İçinde bulunduğumuz koşullar etkili bir mücadele verilmesini gerektirmektedir. Tarih bizi göreve çağırmaktadır. Örgütümüz bir yandan emek ve meslek örgütleriyle olumlu ilişkilerini geliştirip merkezi ve yerel düzeylerde mücadele çizgisini sürdürürken, kendi bağımsız çizgisi içinde, toplumsal muhalefetin önemli bir gücü olduğunu göstermeli; meslek-meslektaş-ülke-kamu-halk yararı bütünlüğünde, yaşamın tüm alanlarını kapsayan tepkileri ve istemlerini birlik ruhuyla haykırmalıdır. Mevcut konjonktür buna çok uygundur.
Yukarıda özetle belirttiğimiz gerçek ve gerekçelerden hareketle, örgütümüzün merkezi bir miting örgütlemesini öneriyoruz."
Evet, Sevgili Arkadaşlar;
Oda Yönetim Kurulu Başkanlarımızın tespitleri ve gerekçelerinden hareketle; Yönetim Kurulumuz son toplantısında, başta mühendis, mimar ve şehir plancılarının haklarını ve mesleğimizin onurunu savunmak; eşitlik, özgürlük, bağımsızlık, demokrasi, bir arada yaşama taleplerimizi ve ülkemizin geleceğine yönelik sözlerimizi topluca ifade etmek üzere Ankara‘da TMMOB Mitingi yapma kararı aldı.
15 Mayıs 2011 Pazar günü Ankara‘da hep birlikte gerçekleştireceğimiz TMMOB Mitingi‘nde buluşmak üzere.
Hepimize kolay gelsin.
Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu BaşkanıSon Güncelleme: Çarşamba, 06 Nisan 2011 10:01 Seminer : Bilimsel Düşünce ve Modelleme
Kurs : Sap 2000 Yapısal Analiz Programı
::. Programın Tanıtılması ve Hesap Yöntemleri
::. Program Menüleri ve Kısa yol Kullanımları
::. Programa ilişkin Genel Tanımlamalar
Global ve Lokal Eksenler, Programda Çalışan Birimler, Grid Çizgileri, Yapı Elemanları (Düğüm Noktaları, Çubuk ve Kabuk Elemanlar)::. Yapı Modellemesi ve Yapı Analizinde İzlenecek Temel Yöntem
Yapı Modellemesi, Malzeme Tanımlaması, Kesit şekilleri ve Kesit Tanımlamaları, Yük ve Yük Kombinasyonu Tanımlamaları, Kesit Atamaları, Yük şekilleri ve Yük Atamaları, Özel Tanımlamalar (Kopyalama, Mesnet, Serbestlik, Rijitlik, Dinamik Özellikler vb.), Analiz, Analiz Sonuçlarının İncelenmesi ve Değerlendirmesi
::. 2 Boyutlu Yapı Modellemesi ve Analizine Giriş
2 Boyutlu Betonarme ve Çelik Yapı Örnekleri, 2 Boyutta Perde Modellenmesi ve Özel Rijitlik, Tanımlamaları, 2 Boyutlu Dinamik Analiz (Deprem Hesabı)::. 3 Boyutlu Yapı Analizine Giriş
3 Boyutlu Uzay Çelik Sistemler, 3 Boyutlu Betonarme Uzay Çerçeveler, 3 Boyutlu Endüstriyel Yapılar Çok Katlı Betonarme Yapılar, Analizde Sıcaklık Değişiminin Tanımlanması::. Deprem Yönetmeliği SAP 2000 Uygulamaları ve Detaylı Dinamik Analiz
Deprem Yönetmeliği Dinamik Analiz Metotlarının Açıklanması, Eşdeğer Deprem Yükü Yöntemi, Analiz Metotlarına İlişkin Parametrelerin Açıklanması, SAP 2000 ile Eşdeğer Deprem Yükü ile Analiz::. Uygulamalar
Son Güncelleme: Çarşamba, 13 Nisan 2011 20:45 Seminer : Bilimde Modern Yöntemlere Giriş ve Bulanık Mantık
Japonya'daki Felaketten Türkiye'ye Dersler
JAPONYA DEPREMİ İLE İLGİLİ İMO'NUN DEĞERLENDİRMESİ
Bir haftaya yakın bir süredir, Japonya’da yaşanmakta olan katmerli felaketi dehşet ve ibretle izlemekteyiz. Neler oluyor Japonya’da? Önce çok büyük bir deprem, ardından deprem etkisiyle oluşan tsunami, onun da arkasından biribirini izleyen nükleer santral patlamaları. Japonya, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en büyük felaketini yaşıyor. Dünya, gelişmeleri kaygı içinde izliyor. Deprem ve tsunami yapacağını yaptı ve artık duruldu sayılır. Ama nükleer tehlike hala sürüyor. Böyle bir gelişmenin yalnızca Japonya için değil, bölgedeki diğer ülkeler ve hatta dünyanın önemli bir bölümü için yaratabileceği tehlikeler biliniyor.
Japonya depremi birkaç nedenle öğretici, ders verici özellikler taşıyor. Türkiye’nin de bu olaylardan pek çok ders çıkarması gerektiği herkes tarafından biliniyor. Oysa önlemler sınırlı ve yetersiz. İnşaat Mühendisleri Odası’nın Japonya felaketine bakışı ile Türkiye’deki duruma ilişkin düşünceleri bu yazıda kısaca özetlenmektedir.
Deprem Boyutu
Japonya’nın Kuzey Doğusundaki Tohoku Bölgesi açıklarında kıyıdan 130 km uzakta 11 Mart 2011 taihinde Greenwich saati ile 05:46’da (yerel saatle 14:46) 9.0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Deprem merkezi 38.322°N, 142.369°E koordinatlarında olup odak derinliği 24 km. dir. Japonya Meteoroloji Ajansı tarafından Taiheiyou olarak isimlendirilen deprem, Japonyanın Kuzey dogu kentlerinde hasara yol açmış, deprem merkezinden 350 km güneydeki başkent Tokyo’da da şiddetli hissedilmiştir. Deprem sonrası, derin denizde 15 metreden yüksek genlikte ve yaklaşık 1 saat peryodunda oluşan tsunami dalgaları en yakın kıyıya yaklaşık 25 dakikada ulaşmıştır.
Japonya açıklarında gerçekleşen bu deprem, yeryüzünde bugüne kadar kayda girmiş en büyük beş depremden birisidir.
Bu olayı, ardından gelen diğer felaketlerden ayırmak elbette olanaklı değil. Ama depremi izleyen ve tsunaminin etkili olmasından önceki kısa süre içinde Japonya’dan yansıyan görüntüler, depremin etkileri hakkında bir fikir verebiliyor.
Bu yansımalar, Japonya’daki yapıların bu çok büyük deprem karşısında oldukça başarılı bir sınav verdiğini, yapısal hasarın ve buna bağlı can kaybının oldukça düşük bir düzeyde kaldığını gösteriyor. Televizyondaki görüntüler ve görgü tanıklarının ifadelerinden, yapılarda önemli ötelenmeler oluştuğunu, ama aşırı bir hasar oluşmadığını söylemek mümkün. Bu bağlamda, Japonya’da yapıların deprem güvenli yapılar olduğu söylenebilir.
Büyük depremden bir hafta kadar önce yine Japonya’da gerçekleşen 7,2 veya 7,3 büyüklüğündeki deprem bu düşünceyi doğrulamaktadır. Can kaybı olmaksızın ve kayda değer bir yapısal hasar görülmeksizin atlatılan bu deprem, sıradan bir doğa olayı olarak, yalnızca birkaç gün haber bültenlerinde yer bulabilmişti. Dikkat edilirse, önemsenmeden geçiştirilen bu depremin büyüklüğü, ülkemizin karabasanı olan ve gerçekleştiğinde büyük bir felakete yol açacağı, ellibinler düzeyinde can kaybı oluşturacağı bilinen olası İstanbul depreminin olası büyüklüğü kadardır.
Japonya depremi bize bilim ve tekniğin doğru kullanılmasıyla her zeminde bina yapılabileceğini ve mühendislik hizmeti alan binaların şiddetli depremlere dayanabileceğini bir kez daha göstermiştir.
Bu noktada durup bir özdeğerlendirme ve bir özeleştiri yapmak gereklidir.
Ülkemizde deprem meselesi uzun süre kaderci bir yaklaşımla doğaüstü güçlerle açıklanmaya çalışılmış, bilim insanlarının ısrarlı uyarılarına rağmen elle tutulur bir gelişme sağlanamamıştır.
Ne yazık ki ülkemizde deprem bilinci ancak büyük kayıplara yol açan yıkıcı depremler yaşandıkça gelişmektedir. Bu bağlamda yaklaşık 40 000 can kaybına mal olan 1939 Erzincan depremi bir milat olarak kabul edilebilir.
1939 Erzincan depremi ardından adım adım gelişen deprem yönetmeliği çalışmaları 1975 yönetmeliği ile somut bir düzeye erişmişse de, bu yönetmeliğin yaygın biçimde uygulamaya geçirilmesinde başarılı olunamamıştır. Bugün bir dönüm noktası gibi algılanan 1999 Marmara depreminde görülen aşırı yapı hasarı ve buna bağlı 20 000’i aşkın can kaybında, 1975 deprem yönetmeliğinin uygulanamamış olmasının büyük etkisi olduğu kuşkusuzdur.
Daha da önemlisi, deprem olgusunun artık çok daha iyi algılandığı, özellikle de olası İstanbul depremi konusunda somut bilgiler bulunan son 12 yılda, deprem zararlarını azaltmak adına neler yapıldığı ya da yapılmadığı konusudur.
Değişik alanlarda yapılması gerekenler ve yapılanlar çok kısaca gözden geçirilirse şöyle bir özetleme yapılabilir:
Önemsenebilir düzeyde bilimsel çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaktadır. Örneğin, Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Marmara Denizi içinde kalan bölümü oldukça ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Kuvvetli yer hareketi kayıt sistemleri geliştirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Elde edilen ve edilecek olan verilerin uygulamaya ışık tutabilecek nitelikte olduğu kesindir, ama bu ışık henüz yeterince değerlendirilebilmiş değildir. Mevcut yapıların deprem güçlendirmesine yönelik uygulanabilir nitelikte teknikler geliştirilmiş ve yönetmeliğe yansıtılmıştır, ama henüz bu yöntemlerin uygulamada yeterince yer aldığı söylenemez.
Bir Deprem Şurası gerçekleştirilmiş, deprem sorunuyla ilgili pek çok konu, en yüksek düzeyde ele alınarak, kapsamlı çalışmalar gerçekleştirilmiş ve önemli kararlar alınmıştır. Şura kararlarının çok azı hayata geçirilebilmiş olup büyük çoğunluğu tozlu raflarda unutulmuştur.
Deprem Yönetmeliği yenilenmiş, geliştirilmiş ve kapsamı genişletilmiştir ve mevcut yapıların güçlendirilmesine ilişkin yeni bir bölüm eklenmiştir.
Köprü, okul, hastahane gibi kullanım öncelikli ve acilen güçlendirilmesi gereken yapıların deprem için güçlendirilmesi konusu değişik düzeylerde ele alınmışsa da bu konuda yeterli bir ilerleme sağlanamamıştır.
1999 Marmara depremi sonrasında başta İstanbul olmak üzere deprem bölgelerinde yaşayan özel mülk sahiplerinin birçoğu yapılarının deprem güvenliği kaygısına bir süre düşmüş ve bir değerlendirme yaptırmak ve gerekiyorsa binalarını güçlendirmek için girişimlerde bulunmuşlarsa da, bir bölümü olanaksızlık nedeniyle girişimlerinden vazgeçmiş, bir bölümü ehil olmayan kişilerce yanlış yönlendirilmiş, bir bölümü de işi kaderciliğe dökerek bu konuyu unutmayı tercih etmiştir.
Japonya olayında gördüklerimizden ders alarak, kendimize bir özeleştiri çerçevesinden baktığımızda, başladığımız birçok işi tamamlayamadığımızı, son oniki yılda yapabildiklerimizin bir arpa boyundan öteye geçmediğini söyleyebiliriz.
Tsunami Boyutu ve Nükleer Santrallerde yarattığı etki
Japonya’ da deprem güvenli yapılaşma sonucu, depremin oluşturduğu salınımlar kayda değer bir hasar oluşmamakla beraber, deprem nedeniyle oluşan tsunami ne yazık ki ciddi hasarlar oluşturmuş, binlerce can kaybına, nükleer santrallerde oluşturduğu hasar nedeniyle de bir çevre feleketine neden olmuştur.Bölgede tarih boyunca bilinen en büyük tsunami, 869 yılında meydana gelen “Jogan tsunamisi”dir. Elde edilen bilgiler o tarihteki tsunaminin, kıyıdan 4 km uzakta bulunan Tagajo kalesine kadar ulaştığını, 1000 kadar can kaybı yarattığını göstermektedir. Ancak yaşanan deprem ve tsunaminin, Jogan deprem ve tsunamisinden çok daha büyük olduğu görülmüştür.
Kıyılara ulaşan dev tsunami dalgaları koruyucu duvarları aşarak kıyı alanlarında 4-5 km kadar ilerlemiş, nehir ağızlarından giren okyanus suları ise nehir boyunca kıyıdan 10 km uzaklığa kadar ulaşmıştır. Dalgalar, Japonyanın kuzey doğu kıyılarında birçok yerde, altyapı ve binaları yıkarak sürüklemiştir. Bölgenin genel yapı düzeni tek ya da iki katlı hafif ahşap yapı tipi olduğundan, kuvvetli akıntılarla karada ilerleyen dalgaların etkisi tamamen yıkıcı olmuştur. Ancak beton yapılardaki hasarın ahşap yapılara göre çok daha az olduğu gözlenmiştir.
Ülkemizde bu boyutta bir tsunaminin gerçekleşme olasılığı düşük olmakla birlikte kıyı kentlerimizde yoğun bir kıyı yapılaşması bulunmaktadır. Bu yapılar olası bir depremde – Değirmendere örneğinde olduğu gibi- ağır hasar görebilecektir.
Bu acı kayıplara ek olarak Fukushima Nükleer Santralinde soğutma sisteminin hasar görmesi ve yedek sistemlerin de etkilenmesi nedeniyle zorunlu soğutmanın sağlanamamasından dolayı oluşan aşırı ısınma önlenememiş, bunun sonucunda depremle başlayan ve tsunami ile devam eden doğal afetler dizisine, insan etkisi ile ortaya çıkan radyoaktif sızıntıya bağlı nükleer felaket de eklenmiştir.
Nükleer santraller her zaman nükleer tehlike potansiyeli taşımakta, yapımında ve işletilmesinde yapılacak en küçük bir hata bile, telafi edilmesi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. Japonya gibi güvenli yapı üretiminde ileri düzeyde bir ülke bile nükleer patlamaya engel olamamış ve insanlığı gelecek tehlikesiyle baş başa bırakmıştır.
Ülkemizde de yaşanabilecek olası doğal afetler ve depremler gözüne alındığında, yapılması planlanan nükleer santrallerin oluşturacağı riskin ne kadar büyük olduğu geçmişte Çernobil bugün Japonya örnekleriyle sabittir. Buna rağmen bu konuda ısrar edilmesi en hafif ifadesiyle falakete davetiye çıkarmaktır.
Eğitim Boyutu
Depremin oluşturacağı risklerin azaltılması çalışmalarının en önemli boyutlarından biri de eğitimdir. Yurttaşların depreme hazırlıklı olmalarını, deprem sırasında ve sonrasında doğru davranışlar içinde olmalarını sağlamaya yönelik eğitim çalışmalarının Japonya’da uzun süredenberi özenle yürütüldüğü bilinmektedir. Japon halkının bu büyük felaketler dizisi karşısındaki tutum ve davranışı, bütün dünya tarafından takdir ve hayretle izlenmektedir.
Yaşamakta oldukları büyük sorun ve sıkıntılara rağmen, çocuğundan yaşlısına insanların hiç birinde aşırı duygusal tepki görülmemekte, tam tersine insanların yüzlerinde bu doğa olaylarının getirdiği sorunları aşma azmi ve kararlılığı izlenmektedir. Japon insanı yaşadığı felaketler karşısında soğukkanlılığını kaybetmemiş, düzene ve kurallara gerektiği gibi uymayı sürdürmüş, birbirinin hakkına saygı gösterip her konuda sırasını beklemiş, her konuda payına razı olup yolsuzluklara sapmamış, varolan karışık durumdan yararlanıp talan girişiminde bulunmamıştır.
Bu örnek davranış biçiminin ortaya çıkmasında, elbette Japon kültürünün, gelenek ve göreneklerinin katkısı önemli bir yer tutmaktadır, ama okulda, ailede, televizyonda, radyoda aralıksız biçimde sürdürülen depreme hazırlıklı olma eğitiminin de büyük bir payı bulunduğu kuşkusuzdur.
Ancak Japon toplumunun bu sağduyulu yaklaşımında en önemli etmenin Japonya’daki yapıların deprem gerçeği gözönüne alınarak üretilmiş olması ve deprem güvenli yapılaşmaya ilişkin her tür tedbirin aldığına ilişkin güven ve inanç duygusu olduğu da gözden kaçırılmamalıdır ki, yaşananlar bu güveni haksız çıkarmamıştır.
Bu noktada bir kez daha Türk toplumuna dönerek bir özeleştiri yapmakta yarar vardır.Başta siyasi erk olmak üzere hiç bir düzeyde depreme hazırlıklı olma konusunda önlem alınmayan ülkemizde Türkiye insanı, bu durumlarda ya depremi bir doğa olayı olarak değil, tanrısal bir ceza olarak algılayıp, çaresizlik içinde boynunu büküp oturmakta, acılarını yüreğine gömüp tam bir eylemsizlik içine girmekte, ya da kontolsüz bir öfkeye kapılıp aşırı duygusal davranışlar sergilemektedir.
Bu davranış biçiminin ortaya çıkmasında da kültürel ve ekonomik yetersizlik faktörleri kuşkusuz etkili olmaktadır. Bununla birlikte, eğitim eksikliğinin rolü de yadsınamayacak düzeydedir.
Japonya depremi, toplumsal yaşamın deprem gerçeğini görerek tanzim edilmesinin, topluma doğa olaylarıyla iç içe yaşama becerisinin kazandırılmasının ne derece önemli olduğunu somut olarak göstermiştir.
Son Söz: Tek Çözüm, Topyekûn Seferberlik
Bu yazıda, bir deprem ülkesi olan Japonya ile bir deprem ülkesi olan Türkiye’nin deprem gerçeğine yaklaşımlarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye çalıştık.Sorunları aynı ama yaklaşımları farklı iki ülke…
İnşaat Mühendisleri Odası olarak, ülkemizdeki sorunların başında gelen kaçak yapılaşma ve imar aflarının önlenmesi, mevcut yapı stokunda güçlendirme çalışmalarının tamamlanması, özel konut ve kamu binalarının deprem güvenli inşa edilmesi doğrultusunda hızlı adımlar atılması gerektiğini, tüm bunların yapılabilmesi için ise imar, yapı denetim, belediye kanunu ve benzeri kanunlarda bir an önce köklü değişikliklere gidilmesi doğrultusundaki görüşlerimizi her platformda kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Biz biliyoruz ki; sorun çözümsüz değil. Güvenli yaşanabilir kentler yaratmak mümkün. Önemli olan çözmeye niyet etmek.
Tıpkı Japonya gibi…
Son Güncelleme: Pazar, 20 Mart 2011 19:32























